Hukuk okumak isteyenlerin  felsefe, mantık ve sosyolojiye ilgi duymaları, analitik düşünme, sağlam bir mantık, sezi ve ikna gücüne sahip, sabırlı ve anlayışlı olmaları gerekir.
Hukuk okuyup avukat olmak isteyenlerde ise olmasi gereken bazi ozellikler sunlardir:
1-İyi bir avukat olmak için teorik yonden guclu olmak, yani kanunları, yorumları, içtihatları iyi bilmek ve araştırmacı olmak gerekir.
2-İyi bir avukat  olabilmek için teorinin yaninda pratik olarak da guclu olmak gereklidir ki; duruşmada karşı tarafın sunduğu bir iddiaya karşı anında ve tereddüt etmeden cevap verebilmelidir.
3-Avukatlık size tanınan az bir zamanda az sözle çok şey anlatma sanatıdır. Bu acidan iyi bir avukat hitabet sanatını iyi bilmeli, kısa sürede kısa cümlelerle çok şey anlatmalı ve duruşma anında düz cümleler kurmak yerine vurgulamak istediği noktaları hakimin, mahkeme heyetinin yahut karşı tarafın dikkatini çekecek kelime ya da mimiklerle süslemelidir.
4- Avukatlık serbest meslek olduğundan, iyi bir avukat hukuk bilgisinin yanı sıra aynı zamanda bu bilgisini pazarlayabilen, bu bilgiyi sunma becerisi gosteren kişidir.
5-Avukatlik ayni zamanda insan ilişkilerinde de başarılı olma sanatıdır. Bu acidan iyi bir avukat etkileyici, ikna edici olmalı ve medeni cesaretinin de üst düzey olmasi gerekir…
SONUC:
Başarılı bir avukat’in zamanla oluşan müvekkil portföyü  “mesleğin gerektirdiği bilgi-disiplin ve sorumluluğun yanında, avukatın iş bağlayabilme-iş bitirebilme yeteneği, sosyal ilişkilerindeki başarısıyla, sorunlara kısa sürede doğru çözümleri bulabilmesi, konuşma ve yazma şekli, giyim kuşamı ve hatta hayat tarzıyla” şekillenir.
SON SOZ:
Her iyi hukukçu iyi bir avukat değildir ama her iyi avukat aynı zamanda iyi bir hukukçudur.

Saglikli bir kariyer planlamasi icin kisinin kendini iyi tanimasi lazim.
Kişinin kendisini tanıması bir süreçtir. 
Profil International İnsan Kaynakları Yönetimi Danışmanı Pınar Senkoş;
Bu sürecin üniversiteden mezun olduktan sonra başladığını söylüyor ve bazı ipuçları veriyor:
“Bence 22 yaşında genç bir insan kendisi hakkında şunları bilebilir:
Sistematik düşünen biri mi, yoksa yaratıcı düşünen biri mi?
Sayılarla, rakamlarla, detaylarla ilgilenmeyi mi tercih ediyor, yoksa genel resmi görmeyi mi?
İletişim yönüyle daha açık, daha sosyal, hiç tanımadığı insanlarla hemen ilişki kurabilecek biri mi?
Yoksa bunun için zamana mı ihtiyacı var?
Gençler kendilerini sevdikleri derslerle bile tanıyabilirler.
Diyelim ki işletme okurken psikoloji derslerini mi daha çok seviyor, istatistik derslerini mi?
Bu soruları kendilerine sormayı ihmal etmesinler.
Tabii hata da yapılabilir, kişi kendiyle ilgili olarak yanılabilir de.
Cok defa ‘Bu iyi bir meslek, ben buna aday olmalıyım’ diyoruz ve o mesleğe adapte olmaya çalışıyoruz;
ama 30’lu, 40’lı yaşlara geldiğimizde hayal kırıklığı yaşıyoruz.
Sevmedikleri işlerde yıllarca çalışan insanlar var.
Genç insanlara tavsiyem, sevdikleri işleri küçümsemesinler; dikkate alsınlar.
Gençler için ‘sağlam’ bir işe girmek çok önemli!
Ama dünyanın en büyük şirketleri de batabiliyor, garanti yok!
Kariyer bir yolculuk, bu yolculuğu kendileri yönetecekler.
Bazı noktalarda rüzgâr esecek, dalga gelecek tabii ki.
Babalarımızın zamanında 30-40 yıl bir şirkette çalışılıyordu.
Artık böyle bir şey kalmadı dünyada.” 
 Uzmanlar gelişim ve değişimin farkındalıkla başladığını söylüyor.
“Hangi yönümüz kuvvetli, hangisi değil, nerelerde zorluklar yaşıyoruz?”
gibi soruların cevaplarını aramayı, kendimizi dışarıdan görmeye çalışmayı öneriyorlar. 
“Birilerinin gelip bizi geliştirmesini beklemek yerine kişisel gelişimle ilgili sorumluluğu kendimiz almalıyız.
Gerekli gördüğümüzde bakış açımızı değiştirebilmek, kafamızdaki bariyerleri kaldırabilmek çok önemli.
Dünyaya nasıl bakarsanız, dünya size o şekilde cevap verir.
Kendine ve hayata güvenmemek, hep bir şeylerin kendiliğinden gelmesini beklemek ve ne istediğini bilmemek insanı engelliyor. Ne zaman önümüze bir engel çıksa ve bize bir şeyler sunulmasa, o zaman hepimiz sudan çıkmış balık gibi oluyoruz.” diyor.
Meslek seçimi için bir öneri:
Üniversite sınavını unutun ve sanki kendinizi çok zenginmiş gibi hissedin.
Bu özgürlük içinde bir meslek düşünün. Ne olmak istersiniz?
Bu soruya verdiğiniz cevap sizin gerçek meslek seçiminizdir.
Doğru mesleği seçtiyseniz, hayatınız boyunca çalışmıyormuş gibi hissedersiniz.”
                                                                                     Ayşen Arıduru (Fortune Danışmanlık)

KARiYER PLANLAMASI iCiN BAZI iPUCLARI

Hedefini belirle:
Bu hedef aynı zamanda senin vizyonun.
Bundan birkaç yıl sonraki hayatını göz önüne getirmeye çalış.
Ne olmak istiyorsun?
Nasıl yaşamak istiyorsun?
Nasıl bir hayat standardın olmalı?

Bir misyonun olsun:
Gelecekte yapmak istediğin meslek ve yaşamak istediğin hayatla ilgili fikirlerini ve hedeflerini belirledin mi?
Cevabın evet ise kendine şu soruları sormaya başla:
Neden böyle bir meslek?
Neden böyle bir hayat?
Bu sorulara vereceğin cevaplar misyonunu belirler.

Değerlerini keşfet:
Hayatta en çok önem verdiğin şeyleri düşün.
Gurur, başarı, aile, namus, hırs gibi yüzlerce değer arasından ilk beşe hangilerini koyarsın?
Belirlediğin bu beş değer, hayat anlayışını ortaya çıkarır.
Meslek seçiminde seni yönlendirecek olan kriterler de değer yargılarının içinde saklı.
Değerlerinin, vizyonunun ve misyonunun örtüşmesi bu nedenle çok önemli.
Örtüşmezse, ileride başarılı olma şansın büyük ölçüde azalır.
Hedeflerin, amaçların ve değerlerinin birbiriyle uyumu başarıyı da getirecektir.

Meslek seçimini tesadüflere bırakma, kendini tanımaya çalış:
Güçlü yönlerini belirlemeye gayret et.
Kararını asla trendlere ve moda mesleklere göre verme.
Kendine ve kişiliğine uygun olmayan bir seçim yapmamaya özen göster.
Neleri iyi yapabildiğini, hangi konularda başarılı olduğunu düşün.
 
Kendine sorular sor:
Seçmeyi düşündüğün mesleğin sana uygun olup olmadığını anlamak için kendine şöyle sorular sorabilirsin:
Bu mesleği yapmayı gerçekten istiyor muyum?
Bu mesleği zevk alarak yapabilir miyim?
Fiziksel ve kişisel özelliklerim bu iş için uygun mu?
Büyük şirketlere uygun biri miyim, yoksa daha küçük, girişimci ruhla çalışan bir şirkette mi mutlu olurum?
Sayılarla ilgili mesleklere mi yatkınım, insan ilişkilerinin yoğun olduğu mesleklerde mi başarılı olabilirim?
Çok para kazanmak beni gerçekten mutlu eder mi?
Türkiye’de bu mesleği uygulamam mümkün mü?
Fazla mesai yapabilir miyim?
Hafta sonları çalışabilir miyim?
Seyahat edebilir miyim?
Ne tarz insanlarla birlikte çalışmaktan hoşlanırım?

Gelişen dünyayı takip et:
Dünyanın, teknolojinin, ekonominin gittiği yönü takip etmek, gelecekte hangi mesleklerde yetişmiş insan gücüne ihtiyaç duyulacağının ipuçlarını verir.
Çevrende olup biten yenilikleri gözlemle.
Bu gözlemlerinden yola çıkarak, sürekli gelişen ve değişen dünyada nasıl bir yer alabileceğini düşün.
Dünyanın sana sunduğu olanakları değerlendir.
Böyle düşünerek vereceğin karar, sana iyi bir gelecek sunabilir.

Pozitif düşün:
Meslek seçimi yaparken karamsarlığı bir kenara bırakmalısın.
Karamsarlık, kendine olan inancını ve güvenini zayıflatır.
İsteklerine ve tercihlerine önem ver.
Kendine güvenmeden ve inanmadan yapacağın her seçim seni yanıltır.
Meslek seçimi yaparken elbette olumlu ve olumsuz yönlerini düşüneceksin ama seni yönlendiren yine de pozitif düşünce olsun.

Doktorluk
Çağlar boyu en gözde mesleklerden biri olmuş, birçok kişinin hayallerindeki meslektir.
Sosyal açıdan toplumda yüksek değer gördüğünden ve çok çalışma gerektirdiğinden meslekler sınıfında hep üst sıralarda yer almıştır.
Bu meslekte hayatını insanların iyileşmelerine adamak gerekiyor.
Ayrıca, söz konusu insan hayatı olduğundan bu meslekte hataya yer yok.
Malzemesi insan olan bu meslekte, doktorların birçok özelliğinin gelişmiş olması gerekiyor.
Bunlardan bazıları şunlar:
•    Akademik çalışmaya yatkın olmak ve okumayı sevmek
•    İnsanları ve mesleğini sevmek
•    Hoşgörülü, sabırlı ve güler yüzlü olmak
•    Güçlü iletişim becerilerine sahip olmak
•    Disiplinli ve sorumluluk sahibi olmak
•    Her duruma karşı hazırlıklı olmak
•    Olaylara çok geniş açılardan ve öngörüyle bakabilmek

Avukatlık

Bu meslek de doktorluk gibi insanları mutlu etme, sevindirme üzerine kurulu.
Yani insan ilişkileri üst seviyede.
İşte bir avukatın sahip olması gereken özelliklerden bazıları:
•    Görülmeyeni görebilmek, olaylara çok geniş açılardan öngörüyle bakabilmek
•    Bir işi takip etme ve sonlandırma yetisine sahip olmak
•    Güçlü iletişim becerilerine ve ikna yeteneğine sahip olmak
•    İyi bir dinleyici olmak
•    Her duruma karşı hazırlıklı olmak
•    Kendine güvenmek
•    Kriz yönetiminde başarılı olmak
•    İş bitirici olmak

Öğretmenlik
Adına kutsal meslek diyoruz,
Hayatımız boyunca unutamayacağız kişilerin bir kısmı öğretmenlerimiz oluyor.
Bize hem anne babalık hem de öğretmenlik yapan bu ulvi insanlar da önemli özellikleri barındırıyorlar.
Öğretmenlik, çok sabır istiyor.
Bakalım bir öğretmen nasıl olmalı:
•    Sabırlı olmalı
•    Sözünü dinletebilmeli, sınıfını istediği gibi yönlendirebilmeli
•    Kolay iletişim kurabilmeli
•    Plan ve program konusunda başarılı olmalı, zaman yönetimini iyi yapabilmeli
•    Çağı takip etmeli, güncel olaylardan haberdar olmalı
•    Çocukları sevmeli
•    Özverili olabilmeli (örn: ses telleri)
•    Bilgiyi ve bilgi paylaşmayı sevmeli
•    Hayat boyu eğitim felsefesiyle hareket edebilmeli

Akademisyenlik
Asistanlıkla başlayıp profesörlükle sonlanan bu uzun yolculuk oldukça fazla fedakârlık istiyor.
Zaten akademisyenlik de öyle herkesin yapabileceği bir meslek değil!
Bir ömür boyunca kendini bilgiye adamak, bilginin yolundan gitmek gerekiyor.
Akademisyenlerim gelişmiş olan yönleri şunlar olmalıdır:
•    Kendini hayat boyu öğrenmeye adamak
•    Okumaktan ve yazmaktan sıkılmamak
•    Bilimin tüm alanlarında az da olsa bilgi sahibi olmak
•    Yabancı dil yeteneğine sahip olmak
•    Güçlü iletişim becerilerine (özellikle konuşma ve yazma) sahip olmak
•    Disiplinli ve sorumluluk sahibi olmak
•    Sabırlı olmak

Yazarlık
Yazarlık en afili, en havalı mesleklerden biri.
Fakat yazarlığın ne kadar çok donanım, emek ve özveri gerektirdiğini unutmamak lazım.
Onlar hem işlerini yapıyorlar hem de eserlerini okuyuculara beğendirmek için uğraşıyorlar.
Bakalım bir yazarın hangi temel özelliklere sahip olması gerekiyormuş.
•    Üst düzey sözlü ve yazılı iletişim yeteneğine, engin dil bilgisine sahip olmak
•    Yaratıcı olmak
•    Eleştirel bir göz ve yorum gücüne sahip olmak
•    İşini sevmek, sabırlı olmak ve özveride bulunabilmek
•    İyi bir okuyucu olmak
•    Entelektüel olmak
•    Güçlü bir hafızaya sahip olmak
 
Reklâmcılık

Son yıllarda reklâm ve pazarlama sektörleri epey büyüdü ve reklâmcılara olan talep arttı.
Kurumlar artık bünyelerine pazarlama departmanları katıyor,burada reklâm uzmanları istihdam ediyorlar veya kendi ürününü rakiplerinden öne çıkarmak isteyenler doğal olarak reklâmcıların yolunu tutuyorlar.
Peki, kimler iyi bir reklâmcı olabilir, reklâmcıların özellikleri nelerdir?
Bir reklâmcıda olmazsa olmaz en önemli özellik yaratıcılık.
Diğerlerine de bir göz at bakalım:
•    Yaratıcılık
•    Güçlü iletişim özellikleri
•    İkna yeteneği
•    Pazarlama teknikleri hakkında bilgi
•    Dil hâkimiyeti
•    Gözlem gücü
•    Dinamik ve esnek çalışma saatlerine uyum gösterebilme
•    Kısıtlı zamanda çok iş yapabilme yetisi

Yöneticilik
Bir yandan belli etmeseler de çoğu çalışanın pek sevmediği, bir yandan da herkesin büyük ilgi ve alakayla yaklaştıkları kişilerdir yöneticiler.
İyi bir yöneticiyseniz saygı görür ve sözünüzü dinletirsiniz.
Kötü bir yöneticiyseniz yüzüne gülünüp arkadan dedikodusu yapılan bir kişi olursunuz.
Bu yüzden çalışanlar ve sorunlarıyla yakından ilgilenmeli, aranızdaki hiyerarşi farkını minimize etmelisiniz.
Bir yöneticinin sahip olması gereken özelliklerden bazıları şunlardır:
•    Liderlik yetisi kuvvetli olmalı
•    Vizyon sahibi ve girişken olmalı
•    Risk almalı, kriz ve risk yönetiminde başarılı olmalı
•    Hem sözünü dinletebilmeli hem de iyi bir dinleyici olabilmeli
•    İnsan ilişkilerinde başarılı olmalı ve empati kurabilmeli
•    Kendine güveni tam olmalı
 
Gazetecilik
Günümüzün en yorucu ve en çok özveri isteyen mesleklerinden biri gazetecilik.
Ofis çalışanları günün her saatine haber yetiştirmeye çalışırlar,
Muhabirler ise gün boyu haber peşinde koşarlar.
En esnek çalışma saatlerine onlar sahipler belki de.
Dünyada önemli bir olayın geliştiğini düşünün.
Bakıp haber alacağımız ilk yerler gazete, TV gibi haber kaynakları.
Onlar işte bizim bu ihtiyacımızı karşılamak için gece gündüz çalışıyorlar, bize en güncel haberleri ulaştırmaya çalışıyorlar.
Peki bir gazetecide neler olmalı dersin? İşte birkaç özellik:
•    Esnek çalışma saatlerine ayak uydurabilmeli
•    Hem yazılı hem de sözlü olarak kendini iyi ifade edebilmeli
•    Entelektüel olmalı, her konuda söyleyecek birkaç sözü bulunmalı
•    En güncel ve güvenilir kaynakları takip etmeli
•    Türkiye gündeminin yanında dünya gündemini de takip etmeli
•    Bir sonucu körü körüne kabul etmek yerine olaylara sorgulayıcı ve eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmalı

Sporculuk
İyi bir sporcu olabilmek için küçük yaşlardan itibaren uzun yıllar boyu çalışmak gerekiyor.
Bu sebeple kimileri ailelerini, kimileri okullarını aksatıyor;
kimileri ise ağır antrenmanlar yüzünden çocukluğunu yaşayamıyor.
Bu gibi sebeplerden dolayı sporculuk hiç de yabana atılacak bir meslek değil.
Bir sporcu nasıl olmalı peki?
•    Sporu çok sevmeli ve yaşamını buna adamalı
•    Rekabetçi ve hırslı bir yapıya sahip olmalı
•    Ağır antreman şartlarını kaldırabilmeli
•    Gelişmeye açık olmalı
•    Her zaman en iyi olmayı hedeflemeli

Bankacılık
Para, sayılar, hesap tabloları, dosyalar dolusu doküman…
Bir gün içinde beyni en çok yorulan kişilerdendir bankacılar.
Bütün gün para hesabı yapmak kulağa pek çekici gelmese de bu meslek çok popüler.
Hem geniş üniversite bölüm olanakları hem de istihdam fırsatlarının çokluğu bu mesleğe olan ilgiyi arttırıyor.
Türkiye’de bankacılık sektörü geliştikçe ve bir tüketim toplumu olarak paraya bağımlılığımız arttıkça bankacılığa olan talep de hep yüksek olacağa benziyor.
İşte bir bankacıda bulunması gereken özellikler:
•    Sayıları sevmek, hızlı bir şekilde hesap yapabilmek
•    Pratik zekâya sahip olmak
•    Güçlü bir ikna kabiliyetine sahip olmak
•    Güler yüzlü olmak
•    Finans sektörünü yakından takip etmek
•    Esnek çalışma saatlerine ayak uydurabilmek

Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı.
Uyku sersemi genc telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti.
Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?
Anne: “Nasılsın oğlum iyi misin?” 
Oğul şaşkın bir ifadeyle “iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu, siz iyimisiniz?”
Anne: “Biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim”
Oğul: “Anne bunun için mi aradın, saat sabahın üçbuçuğu, yarında konuşabilirdik”.
Anne: “Rahatsız mı ettim oğlum?” 
Oğul: “Evet anne rahatsız ettin” 
Anne: “30 sene önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin oglum,, doğum günün kutlu olsun”…

Kamerî aylarin onikincisi olan Zilhicce ayi, Islâm’in bes esasindan olan hac ibadetinin yerine getirildigi aydir.
Bu mubarek ayin 1′inden 10′una kadar olan zaman dilimi “leyali-i asere”, yani on mubarek gecedir.
10′uncu gun ise Kurban Bayraminin ilk gunudur.

Hadislerde Zilhicce’nin ilk 10 Gunu
Bu günlerin ne kadar bereketli olduğunu Sevgili Peygamberimiz şu ifadelerle anlatıyor:
1-”Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevgili olsun…” (Tirmizi, Savm, 52; Darimi, Savm)
2-”Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.” (Tirmizi, Savm, 52; İbn Mace,Sıyam, 39)
3-”Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.” (Tirmizi, Savm, 52)
4-”Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi,tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b.Humeyd, Müsned, 1/257)
Not:Tesbih, Sübhanallah; Tahmid, Elhamdülillah; Tehlil, Lâ ilâhe illallah; Tekbir ise Allahu ekber demektir.
Peygamber Efendimizin zevcesi Hafsa (r.a) diyor ki:
“Resulullah (sav) dort seyi terk etmezdi:
1-Asure gunu orucu,
2-Zilhicce’nin on gunu orucu,
3-Her ay uc gun orucu
4-Ve sabahin iki rekât sunneti.”

Bugunler nasil degerlendirilmeli ?
Halk arasında Kurban Bayramı’ndan evvel 9 gün oruç tutup, 10’uncu günü kurban kesilinceye kadar bir şey yemeyerek ve o gün ilk yenilen gıdanın, kurban eti olmasına özen göstermenin bir kültür olarak yaşandığını görüyoruz.
Bizler de en azından bu on gün içindeki pazartesi ve perşembe günlerini oruç tutarak değerlendirebiliriz.
Malum olduğu üzere bu günler hac günleri. Her ne kadar biz hacca gidemediysek de niyetlerimizle kalben onlarla beraber olabiliriz. Ve onların o mübarek topraklarda yaşadıkları his yoğunluğunu biz de çevremizde yaşayabiliriz. Bunun için bizler de günün değişik anlarında
“Lebbeyk, Allahümme lebbeyk,
Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk.
İnne’lhamde ve’nni’mete leke ve’lmülke lâ şerike leke”
diyerek hacılarla bir duygu birliği içinde olabiliriz.
Bu muhteşem ruhani birliği tesis etme adına bol bol salavatı şerifeler de getirebiliriz.
Yine aynen bunun gibi oradaki kardeşlerimizle kalbi bir bağlantı kurabilme adına hacda ihram yasakları diye bilinen yasakları yaşayabiliriz.
Bu yasaklardan bazıları şunlardır:
Başkalarına zarar vermek, kavga etmek, kötü söz ve davranışlarda bulunmak ve hatta bir yaprağı bile koparmak.

Arefe, Kurban Bayramindan bir onceki gun,  hicrî takvime gore Zilhicce ayinin 9. gunudur.
Baska gune arefe denmez.
Ulkemizde Ramazan Bayraminin bir onceki gunune de arefe denmistir ki; dogru degildir.
Arefe gunu, Hazreti Âdem (as) ile Hazreti Havva’nin Arafat’ta bulustuklari gundur.
“Gunumuzde arefe, bayramin bir onceki gunu oldugu icin dunyalik telaslarin en yogun oldugu bir gun olarak yasanmaktadir.
Oysa ki arefe insana verilen en kiymetli vakitlerden biridir.
Bugunler ibadet ve affedilme gunleridir.
Hacilarin Arafat’ta “Lebbeyk (Buyur Rabbim)” diyerek dil, irk, ten ayirimi yapilmaksizin bir araya geldigi mahser gununu hatirlatan, kullugun Allahu Teâlâ’ya dualarla, telbiyelerle arz edildigi en kiymetli zaman dilimidir.

Hadisler cercevesinde bugun yapilmasi gerekenler:
Resulullahin (sav) bildirdigine gore:
“Gunlerin en faziletlisi arefe gunudur. Faziletce cumaya benzer.
O, cuma gunu disinda yapilan yetmis hacdan faziletlidir.

1-Bu gune hurmet:
Hazreti Aise (ra) anlatiyor:
“Allah, hicbir gunde, arefe gunundeki kadar bir kulu atesten cok azat etmez.
Allah mahlukata rahmetiyle yaklasir ve onlarla meleklere karsi iftihar eder ve:
“Bunlar ne istiyorlar?” der.” (Muslim, Hacc 436)
Resulullah(sav):
“Arefe gunune hurmet edin! Arefe, Allah’in kiymet verdigi bir gundur.” diyerek Allahu Teâlâ’nm kiymet verdigi gunu hurmet ederek bilincli bir sekilde yasamaya gayret etmemizi istemistir.
Hurmet, verilen nimeti idrak etmekle ve verileni bilmekle, gorebilmekle baslar.

2-Oruc tutmak:

Resulullah (sav) soyle buyurmustur:
“Arefe gunu oruc tutana, Âdem aleyhisselâmdan, Sûr’a ufurulunceye kadar yasamis butun insanlarin sayisinin iki kati kadar sevap yazilir.”
“Arefe gunu tutulan oruc, bin gunluk nafile oruca bedeldir.”
“Asure gunu orucu bir yillik, arefe gunu orucu da, iki yillik nafile oruca bedeldir.”
“Arefede tutulan oruc, iki bin kole azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihâd icin verilen iki bin ata bedeldir.”
“Arefe gunu tutulan oruc, biri gecmis, biri de gelecek yilin gunahlarina kefaret olur.”

3-Gunahlardan Uzak Durmak:
Boyle bir gunde bizi gunaha sokabilecek her seyden uzak kalmak gerekmektedir.
Resulullah (sav) soyle buyurmustur:
“Allahu Teâlâ, arefe gunu kullarina nazar eder. Zerre kadar imani olani affeder.”

4-Dua:
Dualarin en faziletlisi de arefe gunu yapilan duadir. (Beyheki)
Benim ve benden onceki peygamberlerin soyledigi en faziletli soz de:
Lailahe illallah vahdehu la serike lehu. (Allah birdir, ondan baska ilah yoktur, O’nun ortagi da yoktur) sozudur.”  (Muvatta, Hacc 246)
“Arefe gunu Besmele ile bin Ihlas okuyanin gunahlari affedilir ve duasi kabul olur.”
Arefe gunune saygili olmali, o gun hacilar Arafat’ta vakfe yapip dua ederken manen onlarin yaninda oldugumuzu hissederek dualarina istirak edilmelidir.
Allahu Teâlâ icinde Arefe Gecesi’nin de bulundugu bazi gecelerde dualarin reddedilmeyecegini Peygamber Efendimize (sav) bildirmistir.
Rahmet kapilarinin acildigi dort mubarek gece sunlardir:
1- Fitr (Ramazan) Bayrami gecesi,
2- Kurban Bayrami gecesi,
3- Tevriye gecesi (Zilhicce ayinin 8. gecesi),
4- Arefe gecesi, (Isfehani)

5-Tesrik Tekbirleri:
Sabah namazinin farzindan sonra tesrik tekbirleri getirilmesi.

TEVRiYE:
Tevriye, arefe gununden bir onceki gune denir.
Peygamber Efendimiz (sav) soyle, buyurmustur:
“Tevriye gunu oruc tutan ve gunah soz soylemeyen Musluman cennete girer.”
Bugun tutulan oruc, bin gun nafile oruca bedeldir.
Aynca gecmis ve gelecek yilda yapilan tovbelerin kabul olmasina da sebep olur.

Kurban, kelime olarak “kurb” kokunden mastardir, yaklasmak mânâsina gelir.
Dini istilah olarak; Allahu Teâlâ’nin rizasini umit edip yakinligini kazanmak icin kesilen hayvana kurban denir.
Kurban, kendilerini Allah’a yaklastiracak, kurtulusa vesile olabilecek firsatlari kovalayan ve Hakk’in rizasini talep edenler icin, Allahu Teâlâ’ya goturen bir kurbiyet helezonu ve kanatlanma bayramidir.
Kurban Bayrami, Hz. Ibrahim ve Ismail’den gunumuze kadar, hep bir kahramanlik, fedakârlik, hasbilik ve teslimiyet sembolu olagelmistir.
Kurban, Rabbimizin bize verdigi emanetleri, O’nun her seyin sahibi oldugunu bilerek, gonul hosnutluguyla, sadece rizasini umarak, Rahim ve Hakim oldugundan suphe etmeden Hz. Ibrahim ve Ismail misali teslim edebilmektir. 

KURBAN’IN CIKIS KAYNAGI NEDIR?
Zilhicce ayinin sekizinci gunu ve Hz. Ibrahim Mekke’deydi.
Ruyasinda bir ses: “Ey Ibrahim! Allah, oglun Ismail’i kurban etmeni emrediyor.” diyordu.
Bu ruya Allah’tan mi, yoksa seytandan mi bilemedi.
Ertesi gun, [Zilhicce ayinin 9.gunu] ayni vakitte ayni ruyayi gorunce, ruyanin Allah’tan oldugunu anladi.
Bu bir dostluk imtihaniydi.
Allahu Teâlâ’nin dostluguyla sereflenen Hz. Ibrahim’den en sevgili varligini kurban etmesi isteniyordu.
En sevgilinin adi Ismail oldugu icin, kurban Ismail’in adiydi.
Zilhicce’nin onu sabahi Hz. Ibrahim oglu Ismail’e, ip ve bicak almasini, oduna gideceklerini soyledi.
Ismail hic suphelenmedi.
Mina mevkiine gelince Hz. Ibrahim ruyayi yavas yavas ogluna anlatmaya basladi.
Hayati veren ve alan Allah degil miydi?
Allahu Teâlâ simdi ondan emanet ettigi hayati geri istiyordu. Bu cok serefli bir alisveristi.
Ismail, babasina teslimiyet ve tevekkulle su cevabi verdi:
“Babacigim, ne ile emrolunduysan o isi yap. Beni Insaallah sabredenlerden bulacaksin.”
Hz. Ibrahim uzun yillar sahip olamadigi ve yillar yili yaptigi dualarin kabulu olarak kendisine verilen oglunu Rabbine takdim ediyordu.
Hz. Ibrahim oglunu sag tarafina yatirdi, gozlerini bagladi.
Bicagi  “Bismillah” diyerek oglunun bogazina surecekken bir ses duydu.
“Allahu Ekber! Allahu Ekber!” diyordu.
Basini kaldirdi: Hz.Cebrail yaninda semiz bir koc oldugu halde inmekteydi.
Hamd ve sukur duygulari icinde;
“La ilahe illallahu vallahu Ekber” dedi.
Durumu fark eden Hz. Ismail, Cenab-i Hakk’a minnet ve sukranlarini dile getirerek;
“Allahu Ekber ve lillahil hamd” dedi.
Aradan asirlar gecmesine ragmen, butun mu’minler Hz. Ibrahim, Hz. Ismail gibi Rabbinin rizasini umarak Zilhicce ayinin arefe gunu, sabah namazindan baslayip bayramin dorduncu gunu ikindi namazina kadar;
“ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER LA ILAHE ILLALLAHU VALLAHU EKBER ALLAHU EKBER VELILLAHI’L HAMD” diyerek minnet ve sukranlarini Rabblerine sunarlar.
Bu tekbire “tesrik tekbiri” denilir ve vaciptir.

KURBAN ile ILGILI AYET ve HADISLER
“Rabbin icin namaz kil ve kurban kes.” (Kevser Sûresi: 2)
“Biz her ummet icin bir kurban kesme ibadeti koyduk ki, kendilerine Allah’in rizik verdigi hayvanlari kurban ederek uzerlerine O’nun adini ansinlar. Rabbiniz tek bir ilahtir. Yalniz O’na teslim Olun.” (Hacc Sûresi: 34)
“Biz kurbanlik develeri de size Allah’in (dininin) isaretlerinden yaptik. Onlarda sizin icin hayir vardir. Onlar on ayaklarini sira halinde yere basmis durumda iken uzerlerine Allah’in ismini anin (da kesin). Yanlari yere dusup canlari cikinca da onlardan yeyin, kanaat eden (fakir)e de, isteyen (fakir)e de yedirin. Allah onlari size boyun egdirdi ki, sukredesiniz.” (Hacc:36)
“Onlarin ne etleri, ne de kanlari Allah’a ulasir, fakat O’na sadece sizin takvaniz ulasir. Sizi hidâyete erdirdiginden dolayi Allah’i buyuk taniyasaniz diye o, bu hayvanlari boylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Guzel davrananlari mujdele!” (Hacc: 37)
Cabir (ra) diyor ki: “Peygamber Efendimiz (sav) kurban kesme gununde boynuzlu, semiz ve burulmus iki koc kesti. Onlari kesmek icin yoneldigi zaman “Ben yuzumu gokleri ve yeri yaratana dogru cevirdim, Ben Allah’a sirk kosanlardan degilim; namazim, oteki hak ibadetlerim, sagligim ve olumum butun âlemlerin Rabbi olan Allah’indir. O’nun ortagi yoktur. Ve ben Muslumanlardanim. Ya Rabbi bu kurban sendendir, senin icindir, Muhammed’in ve ummetinin adina “Bismillahi Allahu Ekber” dedi ve kurbani kesti.” (et-Tac. m, 207)
Hz. Aise (r.a) rivayet ediyor ki: “Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu:
Âdemoglu, Kurban Bayrami gununde kan akitmaktan (kurban kesmekten) daha sevimli bir is ile yuce Allah’a yaklasmis degildir. Kanini akittigi hayvan kiyamet gunu, boynuzlari, ayaklari ve killariyla gelecektir. Akan kan, yere dusmeden once Allah katinda yuksek bir makama erisir. Onun icin gonul hoslugu ile kurbaninizi kesiniz.”

Kizmaya Zaman Yetmez!!
Bugün…Evet, evet. Bugün, kizgin oldugun kim varsa karsisina gec.
Onun suratina dikkatle bak.Ta, gözlerinin icine.
Minicik piriltilari yakalamaya, ifadeleri cözmeye calis, gözbebeklerinde SON DEFA!!
Ve onun gözlerinden ayirmadan gözlerini, su sözü hatirla:
O, cok kisa bir zaman sonra ÖLECEK!
Senin icin cok kisa zaman ne demektir?
Üc gün!..
Üc gün sonra ölecegini biliyorsunuz artik onun; ama o bilmiyor.
Davranisin degisirmi ona karsi?
Üc gün sonra ölecek bir yakininiz sizi kizdirabilirmi?
Veya ona kizdigin hadise gercekten kizmaya degermi?
Üc gün cok mu kisa?.. Onun gönlünu bile almaya yetmezmi?
O zaman otuz gün sonra onun ” bir daha gönlünü alamayacagin uzakliga” tasinacagini düsün.
Kabri basinda oturup aglamak mi, yoksa dizi dibinde oturup konusmak mi daha kolay, daha mi az can acitici?
Birakalim hadi üc günü, otuz günü… O insanin ücyüz, hadi ücbin gün sonra Ölecegini hesap edin.
Cok mu uzun!…Bitmeyecek kadar mi?..
Bugün… Evet bugün bir görünmez gözlük tak gözüne ve cevrene onunla bak.
Ailen´deki insanlara bu gözlükle bak…
Arkadaslarina bu gözlükle bak.
Ve hatta bu yaziyi, o gözlükle oku;
YARIN YOK
Bugün herkese, her yere ve her seye dikkatle bak…
AYNALARA BILE!!
HAYAT , KIZMAK ICIN COK KISA!!!

Ortaçağda Avrupa’daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı.
Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı.
Kirlilik adeti Amerika’ya da bulaşmış Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ”banyo yapmayı yasaklayan” ya da belirli
kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı.
Philadelphia’ da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.
Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa’da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü.
Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü.
1600′lerde İstanbul’a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya’yaki bir konağa gönderilmişti.
19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim’e taşınmalarına izin verilmişti…

Ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere’de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün:
1500′lerde İngiltere’de işler şöyle yapılıyordu:
EVLiLiK ve BANYO
İnsanların çoğu Haziran’da evleniyordu.
Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran’da hala çok kötü kokmuyorlardı .
Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu.
Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti.
Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu.
Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü.
İngilizce’deki ‘banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın’ (Don’t throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir.
BiNALAR
Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu.
Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu.
Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu.
İngilizce’deki ‘kedi-köpek yağıyor’ (It’s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu.
Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu.
Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı.
Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır.
Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı.
Bunlar kışın ıslandığı z aman kayganlaşıyordu.
Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı.
Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu.
Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu.
Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı “thresh hold” (saman tutan), Türkçesi eşik idi.
YEMEK PiSiRME
Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu.
Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu.
Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu.
Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu.
Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu.
Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük’ (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin kaynagi budur.
Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı .
Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı.
Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi.
Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı.
Buna ‘yağ çiğnemek’ (chew the fat) adı veriliyordu.
TABAKLAR
Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu.
Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu.
Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bundan sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.
Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu.
O nun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı .
Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu.
Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu.
Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu.
Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında ‘tabak ağzı’ (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
EKMEK
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu.
İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.
MEZARLAR
İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı.
Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir ‘kemik evi’ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı .
Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü.
Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı.
Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar.
Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi.
Buna mezarlık nöbeti ‘graveyard shift’) denirdi.
Bazıları zil sayesinde kurtulur (’saved by the bell’) bazıları da “ölü zilci” (dead ringer) olurdu.
Gerçekler bunlar:
Kim demiş tarih sıkıcıdır diye!

Sonraki Sayfa »