Hukuk okumak isteyenlerin felsefe, mantık ve sosyolojiye ilgi duymaları, analitik düşünme, sağlam bir mantık, sezi ve ikna gücüne sahip, sabırlı ve anlayışlı olmaları gerekir.
Hukuk okuyup avukat olmak isteyenlerde ise olmasi gereken bazi ozellikler sunlardir:
1-İyi bir avukat olmak için teorik yonden guclu olmak, yani kanunları, yorumları, içtihatları iyi bilmek ve araştırmacı olmak gerekir.
2-İyi bir avukat olabilmek için teorinin yaninda pratik olarak da guclu olmak gereklidir ki; duruşmada karşı tarafın sunduğu bir iddiaya karşı anında ve tereddüt etmeden cevap verebilmelidir.
3-Avukatlık size tanınan az bir zamanda az sözle çok şey anlatma sanatıdır. Bu acidan iyi bir avukat hitabet sanatını iyi bilmeli, kısa sürede kısa cümlelerle çok şey anlatmalı ve duruşma anında düz cümleler kurmak yerine vurgulamak istediği noktaları hakimin, mahkeme heyetinin yahut karşı tarafın dikkatini çekecek kelime ya da mimiklerle süslemelidir.
4- Avukatlık serbest meslek olduğundan, iyi bir avukat hukuk bilgisinin yanı sıra aynı zamanda bu bilgisini pazarlayabilen, bu bilgiyi sunma becerisi gosteren kişidir.
5-Avukatlik ayni zamanda insan ilişkilerinde de başarılı olma sanatıdır. Bu acidan iyi bir avukat etkileyici, ikna edici olmalı ve medeni cesaretinin de üst düzey olmasi gerekir…
SONUC:
Başarılı bir avukat’in zamanla oluşan müvekkil portföyü “mesleğin gerektirdiği bilgi-disiplin ve sorumluluğun yanında, avukatın iş bağlayabilme-iş bitirebilme yeteneği, sosyal ilişkilerindeki başarısıyla, sorunlara kısa sürede doğru çözümleri bulabilmesi, konuşma ve yazma şekli, giyim kuşamı ve hatta hayat tarzıyla” şekillenir.
SON SOZ:
Her iyi hukukçu iyi bir avukat değildir ama her iyi avukat aynı zamanda iyi bir hukukçudur.
Aylık Arşiv: Ocak 2010
KARiYER PLANLAMASI
Saglikli bir kariyer planlamasi icin kisinin kendini iyi tanimasi lazim.
Kişinin kendisini tanıması bir süreçtir.
Profil International İnsan Kaynakları Yönetimi Danışmanı Pınar Senkoş;
Bu sürecin üniversiteden mezun olduktan sonra başladığını söylüyor ve bazı ipuçları veriyor:
“Bence 22 yaşında genç bir insan kendisi hakkında şunları bilebilir:
Sistematik düşünen biri mi, yoksa yaratıcı düşünen biri mi?
Sayılarla, rakamlarla, detaylarla ilgilenmeyi mi tercih ediyor, yoksa genel resmi görmeyi mi?
İletişim yönüyle daha açık, daha sosyal, hiç tanımadığı insanlarla hemen ilişki kurabilecek biri mi?
Yoksa bunun için zamana mı ihtiyacı var?
Gençler kendilerini sevdikleri derslerle bile tanıyabilirler.
Diyelim ki işletme okurken psikoloji derslerini mi daha çok seviyor, istatistik derslerini mi?
Bu soruları kendilerine sormayı ihmal etmesinler.
Tabii hata da yapılabilir, kişi kendiyle ilgili olarak yanılabilir de.
Cok defa ‘Bu iyi bir meslek, ben buna aday olmalıyım’ diyoruz ve o mesleğe adapte olmaya çalışıyoruz;
ama 30’lu, 40’lı yaşlara geldiğimizde hayal kırıklığı yaşıyoruz.
Sevmedikleri işlerde yıllarca çalışan insanlar var.
Genç insanlara tavsiyem, sevdikleri işleri küçümsemesinler; dikkate alsınlar.
Gençler için ‘sağlam’ bir işe girmek çok önemli!
Ama dünyanın en büyük şirketleri de batabiliyor, garanti yok!
Kariyer bir yolculuk, bu yolculuğu kendileri yönetecekler.
Bazı noktalarda rüzgâr esecek, dalga gelecek tabii ki.
Babalarımızın zamanında 30-40 yıl bir şirkette çalışılıyordu.
Artık böyle bir şey kalmadı dünyada.”
Uzmanlar gelişim ve değişimin farkındalıkla başladığını söylüyor.
“Hangi yönümüz kuvvetli, hangisi değil, nerelerde zorluklar yaşıyoruz?”
gibi soruların cevaplarını aramayı, kendimizi dışarıdan görmeye çalışmayı öneriyorlar.
“Birilerinin gelip bizi geliştirmesini beklemek yerine kişisel gelişimle ilgili sorumluluğu kendimiz almalıyız.
Gerekli gördüğümüzde bakış açımızı değiştirebilmek, kafamızdaki bariyerleri kaldırabilmek çok önemli.
Dünyaya nasıl bakarsanız, dünya size o şekilde cevap verir.
Kendine ve hayata güvenmemek, hep bir şeylerin kendiliğinden gelmesini beklemek ve ne istediğini bilmemek insanı engelliyor. Ne zaman önümüze bir engel çıksa ve bize bir şeyler sunulmasa, o zaman hepimiz sudan çıkmış balık gibi oluyoruz.” diyor.
Meslek seçimi için bir öneri:
Üniversite sınavını unutun ve sanki kendinizi çok zenginmiş gibi hissedin.
Bu özgürlük içinde bir meslek düşünün. Ne olmak istersiniz?
Bu soruya verdiğiniz cevap sizin gerçek meslek seçiminizdir.
Doğru mesleği seçtiyseniz, hayatınız boyunca çalışmıyormuş gibi hissedersiniz.”
Ayşen Arıduru (Fortune Danışmanlık)
KARiYER PLANLAMASI iCiN BAZI iPUCLARI
Hedefini belirle:
Bu hedef aynı zamanda senin vizyonun.
Bundan birkaç yıl sonraki hayatını göz önüne getirmeye çalış.
Ne olmak istiyorsun?
Nasıl yaşamak istiyorsun?
Nasıl bir hayat standardın olmalı?
Bir misyonun olsun:
Gelecekte yapmak istediğin meslek ve yaşamak istediğin hayatla ilgili fikirlerini ve hedeflerini belirledin mi?
Cevabın evet ise kendine şu soruları sormaya başla:
Neden böyle bir meslek?
Neden böyle bir hayat?
Bu sorulara vereceğin cevaplar misyonunu belirler.
Değerlerini keşfet:
Hayatta en çok önem verdiğin şeyleri düşün.
Gurur, başarı, aile, namus, hırs gibi yüzlerce değer arasından ilk beşe hangilerini koyarsın?
Belirlediğin bu beş değer, hayat anlayışını ortaya çıkarır.
Meslek seçiminde seni yönlendirecek olan kriterler de değer yargılarının içinde saklı.
Değerlerinin, vizyonunun ve misyonunun örtüşmesi bu nedenle çok önemli.
Örtüşmezse, ileride başarılı olma şansın büyük ölçüde azalır.
Hedeflerin, amaçların ve değerlerinin birbiriyle uyumu başarıyı da getirecektir.
Meslek seçimini tesadüflere bırakma, kendini tanımaya çalış:
Güçlü yönlerini belirlemeye gayret et.
Kararını asla trendlere ve moda mesleklere göre verme.
Kendine ve kişiliğine uygun olmayan bir seçim yapmamaya özen göster.
Neleri iyi yapabildiğini, hangi konularda başarılı olduğunu düşün.
Kendine sorular sor:
Seçmeyi düşündüğün mesleğin sana uygun olup olmadığını anlamak için kendine şöyle sorular sorabilirsin:
Bu mesleği yapmayı gerçekten istiyor muyum?
Bu mesleği zevk alarak yapabilir miyim?
Fiziksel ve kişisel özelliklerim bu iş için uygun mu?
Büyük şirketlere uygun biri miyim, yoksa daha küçük, girişimci ruhla çalışan bir şirkette mi mutlu olurum?
Sayılarla ilgili mesleklere mi yatkınım, insan ilişkilerinin yoğun olduğu mesleklerde mi başarılı olabilirim?
Çok para kazanmak beni gerçekten mutlu eder mi?
Türkiye’de bu mesleği uygulamam mümkün mü?
Fazla mesai yapabilir miyim?
Hafta sonları çalışabilir miyim?
Seyahat edebilir miyim?
Ne tarz insanlarla birlikte çalışmaktan hoşlanırım?
Gelişen dünyayı takip et:
Dünyanın, teknolojinin, ekonominin gittiği yönü takip etmek, gelecekte hangi mesleklerde yetişmiş insan gücüne ihtiyaç duyulacağının ipuçlarını verir.
Çevrende olup biten yenilikleri gözlemle.
Bu gözlemlerinden yola çıkarak, sürekli gelişen ve değişen dünyada nasıl bir yer alabileceğini düşün.
Dünyanın sana sunduğu olanakları değerlendir.
Böyle düşünerek vereceğin karar, sana iyi bir gelecek sunabilir.
Pozitif düşün:
Meslek seçimi yaparken karamsarlığı bir kenara bırakmalısın.
Karamsarlık, kendine olan inancını ve güvenini zayıflatır.
İsteklerine ve tercihlerine önem ver.
Kendine güvenmeden ve inanmadan yapacağın her seçim seni yanıltır.
Meslek seçimi yaparken elbette olumlu ve olumsuz yönlerini düşüneceksin ama seni yönlendiren yine de pozitif düşünce olsun.
MESLEKLER ve MESLEK SECiMi
Doktorluk
Çağlar boyu en gözde mesleklerden biri olmuş, birçok kişinin hayallerindeki meslektir.
Sosyal açıdan toplumda yüksek değer gördüğünden ve çok çalışma gerektirdiğinden meslekler sınıfında hep üst sıralarda yer almıştır.
Bu meslekte hayatını insanların iyileşmelerine adamak gerekiyor.
Ayrıca, söz konusu insan hayatı olduğundan bu meslekte hataya yer yok.
Malzemesi insan olan bu meslekte, doktorların birçok özelliğinin gelişmiş olması gerekiyor.
Bunlardan bazıları şunlar:
• Akademik çalışmaya yatkın olmak ve okumayı sevmek
• İnsanları ve mesleğini sevmek
• Hoşgörülü, sabırlı ve güler yüzlü olmak
• Güçlü iletişim becerilerine sahip olmak
• Disiplinli ve sorumluluk sahibi olmak
• Her duruma karşı hazırlıklı olmak
• Olaylara çok geniş açılardan ve öngörüyle bakabilmek
Avukatlık
Bu meslek de doktorluk gibi insanları mutlu etme, sevindirme üzerine kurulu.
Yani insan ilişkileri üst seviyede.
İşte bir avukatın sahip olması gereken özelliklerden bazıları:
• Görülmeyeni görebilmek, olaylara çok geniş açılardan öngörüyle bakabilmek
• Bir işi takip etme ve sonlandırma yetisine sahip olmak
• Güçlü iletişim becerilerine ve ikna yeteneğine sahip olmak
• İyi bir dinleyici olmak
• Her duruma karşı hazırlıklı olmak
• Kendine güvenmek
• Kriz yönetiminde başarılı olmak
• İş bitirici olmak
Öğretmenlik
Adına kutsal meslek diyoruz,
Hayatımız boyunca unutamayacağız kişilerin bir kısmı öğretmenlerimiz oluyor.
Bize hem anne babalık hem de öğretmenlik yapan bu ulvi insanlar da önemli özellikleri barındırıyorlar.
Öğretmenlik, çok sabır istiyor.
Bakalım bir öğretmen nasıl olmalı:
• Sabırlı olmalı
• Sözünü dinletebilmeli, sınıfını istediği gibi yönlendirebilmeli
• Kolay iletişim kurabilmeli
• Plan ve program konusunda başarılı olmalı, zaman yönetimini iyi yapabilmeli
• Çağı takip etmeli, güncel olaylardan haberdar olmalı
• Çocukları sevmeli
• Özverili olabilmeli (örn: ses telleri)
• Bilgiyi ve bilgi paylaşmayı sevmeli
• Hayat boyu eğitim felsefesiyle hareket edebilmeli
Akademisyenlik
Asistanlıkla başlayıp profesörlükle sonlanan bu uzun yolculuk oldukça fazla fedakârlık istiyor.
Zaten akademisyenlik de öyle herkesin yapabileceği bir meslek değil!
Bir ömür boyunca kendini bilgiye adamak, bilginin yolundan gitmek gerekiyor.
Akademisyenlerim gelişmiş olan yönleri şunlar olmalıdır:
• Kendini hayat boyu öğrenmeye adamak
• Okumaktan ve yazmaktan sıkılmamak
• Bilimin tüm alanlarında az da olsa bilgi sahibi olmak
• Yabancı dil yeteneğine sahip olmak
• Güçlü iletişim becerilerine (özellikle konuşma ve yazma) sahip olmak
• Disiplinli ve sorumluluk sahibi olmak
• Sabırlı olmak
Yazarlık
Yazarlık en afili, en havalı mesleklerden biri.
Fakat yazarlığın ne kadar çok donanım, emek ve özveri gerektirdiğini unutmamak lazım.
Onlar hem işlerini yapıyorlar hem de eserlerini okuyuculara beğendirmek için uğraşıyorlar.
Bakalım bir yazarın hangi temel özelliklere sahip olması gerekiyormuş.
• Üst düzey sözlü ve yazılı iletişim yeteneğine, engin dil bilgisine sahip olmak
• Yaratıcı olmak
• Eleştirel bir göz ve yorum gücüne sahip olmak
• İşini sevmek, sabırlı olmak ve özveride bulunabilmek
• İyi bir okuyucu olmak
• Entelektüel olmak
• Güçlü bir hafızaya sahip olmak
Reklâmcılık
Son yıllarda reklâm ve pazarlama sektörleri epey büyüdü ve reklâmcılara olan talep arttı.
Kurumlar artık bünyelerine pazarlama departmanları katıyor,burada reklâm uzmanları istihdam ediyorlar veya kendi ürününü rakiplerinden öne çıkarmak isteyenler doğal olarak reklâmcıların yolunu tutuyorlar.
Peki, kimler iyi bir reklâmcı olabilir, reklâmcıların özellikleri nelerdir?
Bir reklâmcıda olmazsa olmaz en önemli özellik yaratıcılık.
Diğerlerine de bir göz at bakalım:
• Yaratıcılık
• Güçlü iletişim özellikleri
• İkna yeteneği
• Pazarlama teknikleri hakkında bilgi
• Dil hâkimiyeti
• Gözlem gücü
• Dinamik ve esnek çalışma saatlerine uyum gösterebilme
• Kısıtlı zamanda çok iş yapabilme yetisi
Yöneticilik
Bir yandan belli etmeseler de çoğu çalışanın pek sevmediği, bir yandan da herkesin büyük ilgi ve alakayla yaklaştıkları kişilerdir yöneticiler.
İyi bir yöneticiyseniz saygı görür ve sözünüzü dinletirsiniz.
Kötü bir yöneticiyseniz yüzüne gülünüp arkadan dedikodusu yapılan bir kişi olursunuz.
Bu yüzden çalışanlar ve sorunlarıyla yakından ilgilenmeli, aranızdaki hiyerarşi farkını minimize etmelisiniz.
Bir yöneticinin sahip olması gereken özelliklerden bazıları şunlardır:
• Liderlik yetisi kuvvetli olmalı
• Vizyon sahibi ve girişken olmalı
• Risk almalı, kriz ve risk yönetiminde başarılı olmalı
• Hem sözünü dinletebilmeli hem de iyi bir dinleyici olabilmeli
• İnsan ilişkilerinde başarılı olmalı ve empati kurabilmeli
• Kendine güveni tam olmalı
Gazetecilik
Günümüzün en yorucu ve en çok özveri isteyen mesleklerinden biri gazetecilik.
Ofis çalışanları günün her saatine haber yetiştirmeye çalışırlar,
Muhabirler ise gün boyu haber peşinde koşarlar.
En esnek çalışma saatlerine onlar sahipler belki de.
Dünyada önemli bir olayın geliştiğini düşünün.
Bakıp haber alacağımız ilk yerler gazete, TV gibi haber kaynakları.
Onlar işte bizim bu ihtiyacımızı karşılamak için gece gündüz çalışıyorlar, bize en güncel haberleri ulaştırmaya çalışıyorlar.
Peki bir gazetecide neler olmalı dersin? İşte birkaç özellik:
• Esnek çalışma saatlerine ayak uydurabilmeli
• Hem yazılı hem de sözlü olarak kendini iyi ifade edebilmeli
• Entelektüel olmalı, her konuda söyleyecek birkaç sözü bulunmalı
• En güncel ve güvenilir kaynakları takip etmeli
• Türkiye gündeminin yanında dünya gündemini de takip etmeli
• Bir sonucu körü körüne kabul etmek yerine olaylara sorgulayıcı ve eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmalı
Sporculuk
İyi bir sporcu olabilmek için küçük yaşlardan itibaren uzun yıllar boyu çalışmak gerekiyor.
Bu sebeple kimileri ailelerini, kimileri okullarını aksatıyor;
kimileri ise ağır antrenmanlar yüzünden çocukluğunu yaşayamıyor.
Bu gibi sebeplerden dolayı sporculuk hiç de yabana atılacak bir meslek değil.
Bir sporcu nasıl olmalı peki?
• Sporu çok sevmeli ve yaşamını buna adamalı
• Rekabetçi ve hırslı bir yapıya sahip olmalı
• Ağır antreman şartlarını kaldırabilmeli
• Gelişmeye açık olmalı
• Her zaman en iyi olmayı hedeflemeli
Bankacılık
Para, sayılar, hesap tabloları, dosyalar dolusu doküman…
Bir gün içinde beyni en çok yorulan kişilerdendir bankacılar.
Bütün gün para hesabı yapmak kulağa pek çekici gelmese de bu meslek çok popüler.
Hem geniş üniversite bölüm olanakları hem de istihdam fırsatlarının çokluğu bu mesleğe olan ilgiyi arttırıyor.
Türkiye’de bankacılık sektörü geliştikçe ve bir tüketim toplumu olarak paraya bağımlılığımız arttıkça bankacılığa olan talep de hep yüksek olacağa benziyor.
İşte bir bankacıda bulunması gereken özellikler:
• Sayıları sevmek, hızlı bir şekilde hesap yapabilmek
• Pratik zekâya sahip olmak
• Güçlü bir ikna kabiliyetine sahip olmak
• Güler yüzlü olmak
• Finans sektörünü yakından takip etmek
• Esnek çalışma saatlerine ayak uydurabilmek
DOGUM GUNUN KUTLU OLSUN
Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı.
Uyku sersemi genc telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti.
Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?
Anne: “Nasılsın oğlum iyi misin?”
Oğul şaşkın bir ifadeyle “iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu, siz iyimisiniz?”
Anne: “Biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim”
Oğul: “Anne bunun için mi aradın, saat sabahın üçbuçuğu, yarında konuşabilirdik”.
Anne: “Rahatsız mı ettim oğlum?”
Oğul: “Evet anne rahatsız ettin”
Anne: “30 sene önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin oglum,, doğum günün kutlu olsun”…
KIZMAYA ZAMAN YETMEZ
Kizmaya Zaman Yetmez!!
Bugün…Evet, evet. Bugün, kizgin oldugun kim varsa karsisina gec.
Onun suratina dikkatle bak.Ta, gözlerinin icine.
Minicik piriltilari yakalamaya, ifadeleri cözmeye calis, gözbebeklerinde SON DEFA!!
Ve onun gözlerinden ayirmadan gözlerini, su sözü hatirla:
O, cok kisa bir zaman sonra ÖLECEK!
Senin icin cok kisa zaman ne demektir?
Üc gün!..
Üc gün sonra ölecegini biliyorsunuz artik onun; ama o bilmiyor.
Davranisin degisirmi ona karsi?
Üc gün sonra ölecek bir yakininiz sizi kizdirabilirmi?
Veya ona kizdigin hadise gercekten kizmaya degermi?
Üc gün cok mu kisa?.. Onun gönlünu bile almaya yetmezmi?
O zaman otuz gün sonra onun ” bir daha gönlünü alamayacagin uzakliga” tasinacagini düsün.
Kabri basinda oturup aglamak mi, yoksa dizi dibinde oturup konusmak mi daha kolay, daha mi az can acitici?
Birakalim hadi üc günü, otuz günü… O insanin ücyüz, hadi ücbin gün sonra Ölecegini hesap edin.
Cok mu uzun!…Bitmeyecek kadar mi?..
Bugün… Evet bugün bir görünmez gözlük tak gözüne ve cevrene onunla bak.
Ailen´deki insanlara bu gözlükle bak…
Arkadaslarina bu gözlükle bak.
Ve hatta bu yaziyi, o gözlükle oku;
YARIN YOK
Bugün herkese, her yere ve her seye dikkatle bak…
AYNALARA BILE!!
HAYAT , KIZMAK ICIN COK KISA!!!
ORTACAG’DA AVRUPA
Ortaçağda Avrupa’daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı.
Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı.
Kirlilik adeti Amerika’ya da bulaşmış Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ”banyo yapmayı yasaklayan” ya da belirli
kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı.
Philadelphia’ da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.
Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa’da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü.
Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü.
1600′lerde İstanbul’a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya’yaki bir konağa gönderilmişti.
19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim’e taşınmalarına izin verilmişti…
TARiHi GERCEKLER
Ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere’de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün:
1500′lerde İngiltere’de işler şöyle yapılıyordu:
EVLiLiK ve BANYO
İnsanların çoğu Haziran’da evleniyordu.
Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran’da hala çok kötü kokmuyorlardı .
Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu.
Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti.
Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu.
Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü.
İngilizce’deki ‘banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın’ (Don’t throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir.
BiNALAR
Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu.
Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu.
Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu.
İngilizce’deki ‘kedi-köpek yağıyor’ (It’s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu.
Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu.
Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı.
Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır.
Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı.
Bunlar kışın ıslandığı z aman kayganlaşıyordu.
Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı.
Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu.
Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu.
Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı “thresh hold” (saman tutan), Türkçesi eşik idi.
YEMEK PiSiRME
Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu.
Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu.
Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu.
Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu.
Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu.
Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük’ (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin kaynagi budur.
Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı .
Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı.
Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi.
Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı.
Buna ‘yağ çiğnemek’ (chew the fat) adı veriliyordu.
TABAKLAR
Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu.
Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu.
Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bundan sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.
Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu.
O nun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı .
Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu.
Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu.
Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu.
Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında ‘tabak ağzı’ (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
EKMEK
Ekmek itibara göre bölüşülüyordu.
İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.
MEZARLAR
İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı.
Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir ‘kemik evi’ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı .
Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü.
Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı.
Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar.
Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi.
Buna mezarlık nöbeti ‘graveyard shift’) denirdi.
Bazıları zil sayesinde kurtulur (‘saved by the bell’) bazıları da “ölü zilci” (dead ringer) olurdu.
Gerçekler bunlar:
Kim demiş tarih sıkıcıdır diye!
EY İNSAN!
Çocukluğun oyunla geçer..
Gençliğin gafletle geçer..
İhtiyarlayınca da zaif düşersin!
Acaba sen o şanlı yüce ALLAH’a ne zaman ibadet edeceksin?…
Yarın bambaşka insan olacağım diyorsun..
Neden bu günden başlamıyorsun?…
DİLEDİĞİN KADAR YAŞA; Birgün mutlaka “öleceksin”
DİLEDİĞİNİ SEV; Birgün mutlaka “ayrılacaksın”
DİLEDİĞİNİ YAP; ama unutma! Birgün mutlaka “hesap vereceksin”
DUYGULARLA KONUŞMAK
Adamin biri artik haniminin eskisi kadar iyi duymadigini ve bir isitme cihazina ihtiyac duydugunu dusunuyormus.
Ona nasil yaklasmasi gerektiginden emin degilmis.
Bu durumu konusmak icin aile doktorunu aramis.
Doktor adamin haniminin ne kadar duydugunu anlayabilmesi icin basit bir yontem onermis.
‘Yapacagin sey su:
Hanimindan 40 adim ileride dur, normal bir konusma tonuyla bir seyler soyle; eger duymazsa 30 adim ilerisinde ayni seyi tekrarla, sonra 20 adim; cevap alana kadar ayni seyi tekrarla.’
O aksam hanimi mutfakta aksam yemegini hazirlarken adam islemi uygulamaya koymus, 40 adim uzakliktan karisina normal bir konusma tonuyla seslenmis:
Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Cevap yok.
Mutfaga biraz yaklasmis. Mesafeyi 30 adima indirmis ve soruyu tekrarlamis:
Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Gene cevap yok.
Mutfaga biraz daha yaklasmis, mesafe 20 adim ve tekrar sormus:
‘Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Hala cevap yok.
Adam mutfagin kapisina gelmis artik mesafe iyice azalmis ve soruyu tekrarlamis:
‘Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Gene cevap alamamis.
Bu sefer hanimina iyice yaklasmis ve ayni soruyu tekrar sormus:
Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Hayatim besinci kez soyluyorum, “Tavuk” diye cevap vermis hanimi.
*******
Kissadan Hisse:
Genelde dusundugumuz gibi problem belki daima karsimizdaki kisilerde olmayabilir.
Bu acidan problemlerin sebebini biraz da kendimizde aramaliyiz.
*******
Ayni dili konusanlar degil, ayni duygulari paylasanlar anlasabilir. [Mevlana]
TANIŞMA’DA VÜCUT DİLİ
Yurtdışında yapılan bir araştırmada iletişim gücünün yüzde 55’ini vücut dilinin oluşturduğu ortaya çıkmış.
Bu nedenle biriyle tanıştığınızda yüzünüzün, gözlerinizin, tokalaşmanızın, duruşunuzun ve kafa hareketlerinizin hiç de küçümsenmeyecek önemleri var!
İşte biriyle tanışma esnasında dikkat etmeniz gereken beden dili detayları…
Yüz
Bedenimizin, gözlerden sonra, en çok anlam ifade eden bölgesi yüzümüzdür.
Örneğin biriyle tanışma esnasında bu durumdan memnun olduğunuzu ona pozitif bir gülümsemeyle ifade edebilirsiniz. Gülümsemeniz abartılı bir şekilde olup yapaylık yaratmamalı ve ağzınız kapalı gülümsemeyi tercih etmelisiniz..
Kafa hareketleri
Karşınızdaki kişiyle konuşurken genellikle onu dinlediğinizi ifade eden kafayla onaylama hareketi yaparsınız.
Halbuki onu dinlediğinizi belli etmek için kafanızı sürekli hareket ettirmenize gerek yok!
Kafanızı hafif bir şekilde eğerek onu dinlerken de ilginizi göstermiş olursunuz.
Gözler
Samimi ve direk temasın sağlandığı nokta gözlerdir.
Uzun uzun karşısındakinin gözlerinin tam içine bakmak, üstünlüğünü kabul ettirme ihtiyacı veya korkutma belirtisi olarak yorumlanabilir.
Gözünü sürekli olarak kaçıran ve genelde yere doğru bakan gözler ise; boyun eğme, zayıflık veya sinsilik olarak yorumlanabilir.
Tokalaşma
Biriyle tanıştığınızda tokalaşırken, gözlerinin içine bakmanız ne kadar nazik olduğunuzu gösterir.
Karşınızdaki kişinin elini sıkıca, dinamik bir şekilde ve çok uzatmadan sıkarsanız bu sizin samimi, özgüven sahibi ve etkileyici olduğunuzu gösterir.
Yapılan araştırmalar gevşek bir şekilde yapılan tokalaşmanın insanların yüzde 66’sında özgüven ve karakter eksikliği anlamına geldiğini ortaya çıkarmış.
Ellerin nemli olması ise sinirlilik ve kaygı anlamına gelir.
Doğru pozisyon
Eğer koltukta oturuluyorsa, tamamen dik oturmak;
kollarla bacakları birbirine dolar pozisyonda durmamak (kapalılık ve ret izlenimi yaratır);
ve etrafınızdaki konuşmacı/dinleyici kişilere doğru bakmak gerekir.
Eğik bir şekilde oturmak halinizden memnun olmadığınız anlamına gelir.
Ellerinizi dizinize koyabilirsiniz; ama avuçlarınız gözükür şekilde olursa bu, boyun eğme veya güçsüzlük izlenimi verir. Eğer elleriniz yumruk şeklindeyse bu, agresif olduğunuzu gösterir.
Konuşulan kişinin bölgesine saygı duymak amacıyla;
konuşurken çok fazla yakınlaşmamak ve kollarınızla kişiye temas etmekten kaçınmak gerek.
Yaklaşık 60 cm’lik bir mesafeyi korumak saygıyı korumak açısından doğru olacaktır.