NEDEN BEN?

Wimbledon’un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’den ölüm döşeğindeydi…
Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı.
Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:
Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?
Arthur Ashe cevap verdi:
Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar.
5 milyonu tenis oynamayı öğrenir.
500 bini profesyonel tenisçi olur,
50 bini yarışmalara girer,
5 bini büyük turnuvalara erişir,
50’si Wimbledon’a kadar gelir,
4′u yarı finale,
2’si finale kalır.
Elimde sampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım.
Şimdi sancı çekerken, Tanrı’ya nasıl ‘Niye ben’ derim?
KISSADEN HİSSE:
Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı yapar.
Zorluklar güçlü, Hüzün insanı insan yapar,
Yenilgi mütevazi…
Tanrı’ya asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. Ne olacaksa zaten olur…”

YANLIŞ ve… DEĞERLER

     11 yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadaki evlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.
     Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk saatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı. Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleleler oluşturmuş, daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini hissedince,oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığı çekişini hayranlıkla izledi. Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. Bu o güne kadar gördüğü en büyük balıktı, bir levrek; ama av yasağının kalkmasına sadece saatler kalmıştı.
     Baba-oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışıl parlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat 22.00 olmuştu. Av yasağının bitmesine daha iki saat vardı. Önce balığa, sonra oğluna baktı.
‘Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum,’ dedi.
‘Baba!’ diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle. 
‘Başka balıklar da var,’ dedi babası.
‘Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!’ dedi çocuk.
Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasının yüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimsenin ne balığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasının sesinde n bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.
    Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularına bıraktı.Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu. 
    Çocuk bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı. Fakat  ‘değerler’ konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözünün önüne getirir.
Babasından öğrendiği gibi ‘değerler’, doğru ile yanlışın ne olduğu konusunda çok basit bir konudur. Güç olan yalnızca değerlerin uygulanabilmesidir.
   Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz? 
Evet, küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğru olanı yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmiş olurduk.
    Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zaman yitirmez. Bu anıyı dostlarımıza ve torunlarımıza göğsümüz kabara kabara anlatırız.
Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan.

NOT: Bu olay bundan tam 34 yıl önce oldu. Bugün o çocuk New York City’nin ünlü mimarlarındandır.
            Babasının küçük evi hâlâ o adadadır.  Oğlunu ve kızlarını zaman zaman hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.

ÇEVRE GELİŞTİRMEK [NETWORKİNG]

Ne bildiğinizden daha önemli olan, kimi tanıdığınızdır.
Tüm dünyada referanslar ve çevre, başarının birçok kriterinden önce gelir.

En özgür insanlar, aslında çok etkili dostları olanlardır.
Bir arkadaşınız iş aradığında ona iş verecek bir şirketiniz olmayabilir; ama bir şirket genel müdürünü tanıyorsanız ona yönlendirebilirsiniz.
Size yarın iş ya da proje sağlayacak da hiç tanımadığınız kişilerin çalıştığı bir şirket değil, dostlarınızın olduğu şirkettir.
Öyleyse çevre geliştirmek için etkili bir şeyler yapmak gerekir.

Çevre geliştirmenin başlangıç noktası; sizin, insanların dost olmak isteyecekleri bir insan olmanızdır.
Öncelikle giyim kuşamınızı, görüntünüzü, bilgi birikiminizi ve yeteneklerinizi insanların sizinle tanışmak ve dost kalmak isteyecekleri bir hale getirmek gerekir.

Etkili insanlarla tanışmak için etkili insanların takıldığı yerlere takılmak gerekir.
Örneğin, üst düzey yönetici grubuyla tanışmak için golf ve binicilik kulübü gibi kulüplere üye olmak gerekir. Başka hobi kulüpleri de olabilir.

İnsanlarla tanışmanın en etkili yollarından biri derneklere üye olmak ve üye faaliyetlerine katılmaktır.
Meslek örgütleri, ticaret odaları, meslek dernekleri, hobi dernekleri insanlarla tanışmak için çok etkili yollardır.
Bu kurumlara üye olmak, çevre geliştirmek için yetmez.
Faaliyetlerine düzenli katılmak ve bu kurumlarda sorumluluk almak, diğer insanların dikkatini çekmeye yardım eder.

Çevre edinmede başka bir etkili yöntem de bir kulüp ya da derneği bizzat kurmaktır.
Bu yöntem, çevre edinme işini üyelik düzeyinden liderliğe taşır.

Her zaman en etkili insanlarla dostluk kurmak için fırsat bulamayız.
Ama en etkili insanların dostlarına ya da akrabalarına erişebiliriz.
Bu bir komşu da olabilir; o kişiyle birlikte çalışan birisi de olabilir.
Çevresi olan insanlar, aslında bir tür düğüme benzerler, birçok insanın ilişkisinin bağlandığı düğüme.
Eğer birden çok düğüm insanla sağlıklı ilişki kurabilirsek çevremiz radikal ölçüde gelişmiş olur.

Çevre edinmenin çok önemli bir boyutu, bireysel ve özel bir ilişki kurmak, dostluk geliştirmektir.
Öncelikle sadece bir kez görüştüğünüz birisi sizin dostunuz olmaz.
Bir insanla en az 4 planlı görüşmeden sonra dost olduğumuzu söyleyebiliriz.
Öyleyse ilk görüşmede karşı tarafın bizimle yeniden görüşmek istemesine yol açabilecek bir izlenim bırakmalıyız.

Kahvaltılar, öğle ve akşam yemekleri, insanlarla buluşmak için çok kullanışlı vesilelerdir.
Kişisel zaman planınıza uygun şekilde her kahvaltıda, her öğle yemeğinde ve akşam yemeğinde yeni birisiyle görüşebilirsiniz.
Farklı öğünlerde 15 kişiyle bile olsanız bir ay içinde bu bile ciddi bir performanstır.
Eğer yemek buluşmalarını, belirli bir seminere ya da etkinliğe katılma şeklinde tekrarlayabilirseniz dostluğunuz pekişmiş olur.

Çevre geliştirme faaliyetleri içinde çok önemli bir başka faaliyet de ayaküstü -kısa sohbet (small talk)- faaliyetidir.
İnsanlar konferanslarda, dernek ya da düğün yemeklerinde bir araya gelirler ve hiç konuşmadan ayrılırlar.
Tanımadığımız ya da sadece ismini öğrendiğimiz insanlarla nasıl sohbet edeceğimizi öğrenebilmek de bir sanattır ve bu sanatı da öğrenmek gerekir.
Basit ve etkili bir yöntem paylaşmak gerekirse “ne, nasıl, niçin, neden, nerede, kim” soru kelimelerinin kullanıldığı soru cümleleri kısa sohbetler geliştirmek için çok etkili girişlerdir.

m.arat@zaman.com.tr

SU’YUN SIRRI

-Önce buluta verdi sırrını. 
-Ağır geldi sır buluta.
-Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.
-Ve sonra nehre ulaştı suyun sırrı.
-Nehir aldı suyun sırrını dereye verdi.
-Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden , O da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze..
-Çağlayanlar, şelaleler, akarsular. .
-Hepsi kayboluyordu bir anda.
-Sonra bir gün su takip etti dereyi.
-Dere  okyanusa kavuşunca farketti bütün sırlarının akarsularla, çağlayanlarla, ırmaklarla okyanusa taşındığını.
-O andan itibaren karar verdi su.
-Artık sırrını okyanusa verecekti.
-Öyle de yaptı zaten.
-Tüm sırlarını okyanusa verdi.
-Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.
-Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu….
-Geçen karşılaştık suyla.
-Bir bardaktaydı. -
-Suskundu.
-Çok uğraştım konuşturamadım.
-Ben,tam giderken ” Dur !” dedi arkamdan.
-Durdum!
-” Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma!  Taşıyamazlar, kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar, utandırırlar…. ” dedi.

BAŞARMANIN BEŞ KURALI

Bir çiftçinin atı susuz bir kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce çırpınır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğuna ve çıkartmaya değmeyeceğine karar verir.
Kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünerek bütün komşularını yardıma çağırır.
Herbiri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar.
At ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya ve çırpınmaya başlar.
Daha sonra, herkesin şaşkın bakışları arasında sesini keser.
Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftci kuyuya bakar.
Gözlerine inanamaz.
At sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, sırtındaki toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmak için basamak hazırlamaktadır.
Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında at, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!

Kıssadan Hisse
Hayatta üzerinize toprakda atılır, her türlü pislik de.
Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.  
Sıkıntılarımızın ve kurtuluş yollarının herbiri belki bir adım ötededir.
En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.
Silkelenin, biraz daha yukarı çıkın ve  bunu sağlamanın 5 basit kuralını unutmayın:
1. Kalbinizi nefretten arındırın. [Affedin]
2. Düşüncelerinizi endişelerden arındırın. [Çoğu zaten hiç gerçekleşmez]
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.
5. Daha az bekleyin.

DOGUM GUNUN KUTLU OLSUN

Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı.
Uyku sersemi genc telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti.
Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?
Anne: “Nasılsın oğlum iyi misin?” 
Oğul şaşkın bir ifadeyle “iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu, siz iyimisiniz?”
Anne: “Biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim”
Oğul: “Anne bunun için mi aradın, saat sabahın üçbuçuğu, yarında konuşabilirdik”.
Anne: “Rahatsız mı ettim oğlum?” 
Oğul: “Evet anne rahatsız ettin” 
Anne: “30 sene önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin oglum,, doğum günün kutlu olsun”…

KIZMAYA ZAMAN YETMEZ

Kizmaya Zaman Yetmez!!
Bugün…Evet, evet. Bugün, kizgin oldugun kim varsa karsisina gec.
Onun suratina dikkatle bak.Ta, gözlerinin icine.
Minicik piriltilari yakalamaya, ifadeleri cözmeye calis, gözbebeklerinde SON DEFA!!
Ve onun gözlerinden ayirmadan gözlerini, su sözü hatirla:
O, cok kisa bir zaman sonra ÖLECEK!
Senin icin cok kisa zaman ne demektir?
Üc gün!..
Üc gün sonra ölecegini biliyorsunuz artik onun; ama o bilmiyor.
Davranisin degisirmi ona karsi?
Üc gün sonra ölecek bir yakininiz sizi kizdirabilirmi?
Veya ona kizdigin hadise gercekten kizmaya degermi?
Üc gün cok mu kisa?.. Onun gönlünu bile almaya yetmezmi?
O zaman otuz gün sonra onun ” bir daha gönlünü alamayacagin uzakliga” tasinacagini düsün.
Kabri basinda oturup aglamak mi, yoksa dizi dibinde oturup konusmak mi daha kolay, daha mi az can acitici?
Birakalim hadi üc günü, otuz günü… O insanin ücyüz, hadi ücbin gün sonra Ölecegini hesap edin.
Cok mu uzun!…Bitmeyecek kadar mi?..
Bugün… Evet bugün bir görünmez gözlük tak gözüne ve cevrene onunla bak.
Ailen´deki insanlara bu gözlükle bak…
Arkadaslarina bu gözlükle bak.
Ve hatta bu yaziyi, o gözlükle oku;
YARIN YOK
Bugün herkese, her yere ve her seye dikkatle bak…
AYNALARA BILE!!
HAYAT , KIZMAK ICIN COK KISA!!!

DUYGULARLA KONUŞMAK

Adamin biri artik haniminin eskisi kadar iyi duymadigini ve bir  isitme cihazina ihtiyac duydugunu dusunuyormus.
Ona nasil yaklasmasi gerektiginden emin degilmis.
Bu durumu konusmak icin aile doktorunu aramis.
Doktor adamin haniminin ne  kadar duydugunu anlayabilmesi icin basit bir yontem onermis.
‘Yapacagin sey su:
Hanimindan 40 adim ileride dur, normal bir konusma tonuyla bir seyler soyle; eger duymazsa 30 adim ilerisinde ayni seyi tekrarla, sonra  20 adim; cevap alana kadar ayni seyi tekrarla.’
O aksam hanimi mutfakta aksam yemegini hazirlarken adam islemi uygulamaya koymus, 40 adim uzakliktan karisina normal bir konusma tonuyla seslenmis:
Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Cevap yok.
Mutfaga biraz yaklasmis. Mesafeyi 30 adima indirmis ve soruyu tekrarlamis:
Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Gene cevap yok.
Mutfaga biraz daha yaklasmis, mesafe 20 adim ve tekrar sormus:
‘Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Hala cevap yok.
Adam mutfagin kapisina gelmis artik mesafe iyice azalmis ve soruyu tekrarlamis:
‘Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Gene cevap alamamis.
Bu sefer hanimina iyice yaklasmis ve ayni soruyu tekrar sormus:
Hayatim bu aksam yemekte ne var?’
Hayatim besinci kez soyluyorum, “Tavuk” diye cevap vermis hanimi.
*******
Kissadan Hisse:
Genelde dusundugumuz  gibi problem belki daima karsimizdaki kisilerde olmayabilir.
Bu acidan problemlerin sebebini biraz da kendimizde aramaliyiz.
*******
Ayni dili konusanlar degil, ayni duygulari paylasanlar anlasabilir.  [Mevlana]

TANIŞMA’DA VÜCUT DİLİ

Yurtdışında yapılan bir araştırmada iletişim gücünün yüzde 55’ini vücut dilinin oluşturduğu ortaya çıkmış.
Bu nedenle biriyle tanıştığınızda yüzünüzün, gözlerinizin, tokalaşmanızın, duruşunuzun ve kafa hareketlerinizin hiç de küçümsenmeyecek önemleri var!
İşte biriyle tanışma esnasında dikkat etmeniz gereken beden dili detayları…

Yüz

Bedenimizin, gözlerden sonra, en çok anlam ifade eden bölgesi yüzümüzdür.
Örneğin biriyle tanışma esnasında bu durumdan memnun olduğunuzu ona pozitif bir gülümsemeyle ifade edebilirsiniz. Gülümsemeniz abartılı bir şekilde olup yapaylık yaratmamalı ve ağzınız kapalı gülümsemeyi tercih etmelisiniz..

Kafa hareketleri
Karşınızdaki kişiyle konuşurken genellikle onu dinlediğinizi ifade eden kafayla onaylama hareketi yaparsınız.
Halbuki onu dinlediğinizi belli etmek için kafanızı sürekli hareket ettirmenize gerek yok!
Kafanızı hafif bir şekilde eğerek onu dinlerken de ilginizi göstermiş olursunuz.

Gözler
Samimi ve direk temasın sağlandığı nokta gözlerdir.
Uzun uzun karşısındakinin gözlerinin tam içine bakmak, üstünlüğünü kabul ettirme ihtiyacı veya korkutma belirtisi olarak yorumlanabilir.
Gözünü sürekli olarak kaçıran ve genelde yere doğru bakan gözler ise; boyun eğme, zayıflık veya sinsilik olarak yorumlanabilir.

Tokalaşma
Biriyle tanıştığınızda tokalaşırken, gözlerinin içine bakmanız ne kadar nazik olduğunuzu gösterir.
Karşınızdaki kişinin elini sıkıca, dinamik bir şekilde ve çok uzatmadan sıkarsanız bu sizin samimi, özgüven sahibi ve etkileyici olduğunuzu gösterir.
Yapılan araştırmalar gevşek bir şekilde yapılan tokalaşmanın insanların yüzde 66’sında özgüven ve karakter eksikliği anlamına geldiğini ortaya çıkarmış.
Ellerin nemli olması ise sinirlilik ve kaygı anlamına gelir.

Doğru pozisyon
Eğer koltukta oturuluyorsa, tamamen dik oturmak;
kollarla bacakları birbirine dolar pozisyonda durmamak (kapalılık ve ret izlenimi yaratır);
ve etrafınızdaki konuşmacı/dinleyici kişilere doğru bakmak gerekir.
Eğik bir şekilde oturmak halinizden memnun olmadığınız anlamına gelir.
Ellerinizi dizinize koyabilirsiniz; ama avuçlarınız gözükür şekilde olursa bu, boyun eğme veya güçsüzlük izlenimi verir. Eğer elleriniz yumruk şeklindeyse bu, agresif olduğunuzu gösterir.
Konuşulan kişinin bölgesine saygı duymak amacıyla;
konuşurken çok fazla yakınlaşmamak ve kollarınızla kişiye temas etmekten kaçınmak gerek.
Yaklaşık 60 cm’lik bir mesafeyi korumak saygıyı korumak açısından doğru olacaktır.

SORMAYIN

Wimbledon’un ilk zenci efsane Şampiyonu Arthur Ashe, kan naklinden kaptığı AIDS’den ölüm döşeğindeydi..
Hayranlarından biri sordu.. ’Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?’ 
Arthur Ashe cevap verdi.. 
Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar,
5 milyonu tenis oynamayı öğrenir,
500 bini profesyonel tenisçi olur,
50 bini yarışmalara girer,
5 bini büyük turnuvalara erişir,
50′si Wimbledon’a kadar gelir,
4′ü yarı finale, 2′si finale kalır.
Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım.
Şimdi sancı çekerken, Tanrı’ya nasıl ‘Niye ben?’ derim?.
Kıssadan Hisse: 
Mutluluk insanı tatlı yapar.
Başarı ışıltılı.. 
Zorluklar güçlü.. 
Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı..
Tanrı’ya asla ‘Neden ben’ diye sormayın.