TURGUT OZAL ve IKI YARGIC

Merhum Cumhurbaskani Turgut Ozal, yuksek mahkemeye bir uye atayacak.

Atama yapmayi dusundugu genc bir yargici cagiriyor ve ona “seni yuksek mahkemeye atamak istiyorum” diyor.

Genc yargic “efendim bunu dusunmeniz benim icin buyuk bir sereftir, Cunki bir hakim icin gelinebilecek enyuce makam burasidir. Ama bu makama daha layik bizden daha tecrubeli ve yillarini bu meslege vermis buyuklerimiz var. Onlardan birisini tayin ederseniz daha isabetli olur” diyor ve teklifi kibarca reddediyor.

Bunun uzerine merhum Ozal “peki aklinda boyle bir isim varmi?” diye soruyor.

Genc yargic birkac isim soyluyor.

Daha sonra Ozal o isimlerden birisini cagiriyor ve dusuncesini ona aciyor.

Bu sefer o yasli yargic “efendim lutfetmissiniz, benim icin sereftir. Ama artik ben yaslandim. Ancak olumle veya yas haddinden dolayi emekli olunabilecek bu onemli makam icin daha iyi yetismis, genc, dinamik ve uzun yillar hizmet edebilecek genc arkadaslardan birinin tayini daha isabetli olur” deyince, merhum Ozal agliyor ve elerini kaldirip soyle dua ediyor:

“Ya Rabbi, ancak devr-I saadet doneminde olabilecek boyle bir olayi bana nasip ettigin icin sana hamd-u senalar olsun!


Unal RESIDOGLU

UZUN KASIKLAR

Bir gün bir bilge kisiye sormuslar: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”
Bakın göstereyim demiş ve:
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.
Hepsi oturmuşlar yerlerine. 
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.
Bilge kisi: Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş konuklara.
Onlarda “Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.
Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. 
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. 
Bunun üzerine şimdi de “sevgiyi gerçekten bilenleri yemege çağıralım” demis bilge kisi.
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş ve oturmuş sofraya bu defa.
Bilge kisi “Buyurun” deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.
Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
Işte demiş bilge kisi:
‘Kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır.
Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa; o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.
Sunu da hic unutmayın: Gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.

KANINI VEREN COCUK

Yillar once hastanede calisirken, agir hasta bir kiz getirdiler.
Tek yasam sansi bes yasindaki kardesinden acil kan nakli idi.
Kucuk oglan ayni hastaliktan mucizevi sekilde kurtulmus ve kaninda o hastaligin mikroplarini yok eden bagisiklik olusmustu.
Doktor durumu bes yasindaki oglana anlatti ve ablasina kan verip vermeyecegini sordu.
Kucuk cocuk bir an duraksadi, derin bir nefes aldi ve “Eger kurtulacaksa, veririm kanimi” dedi.
Kan nakli ilerlerken, ablasinin gozlerinin icine bakiyor ve gulumsuyordu.
Kizin yanaklarina yeniden renk gelmeye baslamisti, ama kucuk cocugun yuzu de giderek soluyordu.. Gulumsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu:
“Hemen mi olecegim?..”
Kucuk doktoru yanlis anlamis, ablasina vucundaki butun kani verip, olecegini sanmisti.