Anne-Baba ve Cocuk


Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı.
Uyku sersemi genc telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti.
Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?
Anne: “Nasılsın oğlum iyi misin?” 
Oğul şaşkın bir ifadeyle “iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu, siz iyimisiniz?”
Anne: “Biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim”
Oğul: “Anne bunun için mi aradın, saat sabahın üçbuçuğu, yarında konuşabilirdik”.
Anne: “Rahatsız mı ettim oğlum?” 
Oğul: “Evet anne rahatsız ettin” 
Anne: “30 sene önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin oglum,, doğum günün kutlu olsun”…

DUALARIN GUCUNU
Yat kalk dua et ki; baban müzik setinin bozulduğunu farketmedi. 
MANTIKLI DUSUNMEYI
Ben öyle diyorsam, öyledir.
HAYATIN TRAJIKOMIK YANLARINI
Sen biraz daha gülmeye devam et bakalım, birazdan ben seni tam güldürücem.
HAYATIN celiskilerle DOLU OLDUGUNU
Kapa çeneni ve çorbanı iç.!
ABARTMAYI
Sana 500 bin defa söyledim, kirli ayakkabılarınla içeri girme diye..
DAVRANIS PSIKOLOJISINI
Babana çekeceğine biraz bana çekseydin, noolurdu.!!
SABIRLI OLMAYI
Baban eve gelsin, sen görürsün o zaman.
HAKKIMIZI ALACAGIMIZI
Eve vardığımızda ben biliyorum sana ne yapacağımı.
DIYALOG KURMAYI
Sana bir şey sorduğumda cevap ver.!
Ne söyleyeyim anne?
Sus! Kalkmış, birde bana cevap veriyor.
TIP BILGILERINI
TV’ ye öyle bakarsan bir gün mutlaka şaşı olacaksın.
GENETIK BILGILERI
Sen de o lanet olası babana çektin.
BILGELIGI
Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman.
HAYVANLAR ALEMINI
Odanda kedi yavrusunu kaybetse, bu dağınıklıkta kesin bulamaz.

VE ADALETI
Bir gün senin de çocukların olacak, inşaallah onlar da sana, senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar.  

 

 

Bir anne ile çocuğu varmiş.
Annenin tek gözü kördür,
Cocuğu annenin bu halinden şikayetcidir, annesini bu yüzden sevmez cocuk.
Birgün okuluna aç giden oğlu için anne yemek götürür.
Fakat hiç beklemediği birşeyle karşilaşir;
Cocuk, anneyi gördüğü zaman arkadaşlarina mahçup düşmemek için kaçmaya başlar.
Bunu gören anne üzülüp yinede çocuğuna doğru ilerler. yanina geldiğinde,çocuk anneyi arkadaşlarinin yaninda tanimamazliktan gelir.
Anne üzülerek eve doğru döner.
Akşam eve gelen çocuk yaptiği yetmezmiş gibi annesine; “beni arkadaşlarimin yaninda küçük düşürüyorsun, gelme birdaha okula senin bir gözün yok, senden korkuyorlar” demiş ve odasina çekilmiş.
Anne her geçen gün biraz daha üzülür ama yinede çocuğunu severdi.
Cocuk, büyür, okur, iş sahibi olur ve evlenip Almanyaya gider.
Uzun zamandir çocuğundan haber alamayan anne, onun arkasindan Almanyaya gider.
Eve gelip kapiyi çaldiğinda kapiyi torunu açar ve korkarak kaçmaya başlar gözünün körlüğünden dolayi,
Babasinin yanina gelerek; “kapida bir gözü kör dilenci var” der.
Kapiya gelen oğlu; annesine; “neden geldin buraya, çocuklarimi korkutuyorsun” diyerek kapiyi yüzüne çarpar.
Anne üzülerek tekrar eve döner.
Uzun zaman geçtikten sonra çocuk annesini görmek için Türkiyeye geri döner fakat annesinin öldüğünü öğrenir.
Bunada üzülmeyen çocuğu “iyiki ölmüş, kurtulduk” diyerek sevinir.
Eve giren çocuk yatak odasinda bir mektupla karşilaşir.
Mektupta; “canim oğlum ben seni arkadaşlarinin yaninda küçük düşürdüm, korkuttum ama bilmiyorsunki sen doğduğunda tek gözün yoktu ve ben senin için tek gözümü feda ettim…….”

Oldukça yaşlı bir adam ,kendisi gibi kamburlaşıp yere yanaşmış bir ağacın altında ağlıyordu.
Biraz önce iri yari bir genç yanına sokulmuş ve kendisinden içki parası istedikten sonra bir de tokat atmıştı.
Yaşlı adamın yere yıkıldığını görenler, hemen yardımına koşup:
”Geçmiş olsun dede,o serseri ne istedi ki senden?” dediler.
Adamcağız bir şey olmamış gibi toparlanmaya çalışırken:
”Eski bir borcum vardı, onu istedi, yapması gerekeni yaptı sadece’ dedi.
Çevresindekiler, ihtiyar adamı yerden kaldırdıktan sonra eline bastonunu tutuşturup aceleyle işlerine koşuştular.
Herkes ayrıldığında, hadiseyi başından beri görmüş olan bir delikanlı onun koluna girerek:
”Fazla hırpalandınız, Ağacın gölgesinde biraz oturalım mı?” dedi.
Yaşlı adam yorgun bakışlarını yukarıya yöneltip :
”Benim bu ağacın altında dinlenmeye hakkım yok yavrum, olünceye kadar da olmayacak” dedi.
Delikanlı pek bir şey anlamamıştı. Meraklı gözlerle adama bakarken, onun tekrar hıçkırıklara boğulduğunu farketti.
Yaşlı adam ,iniltiye benzeyen bir sesle:
 “Elli yıl kadar önceydi, rahmetli babamı sigara parası almak için bu ağacın altında azarlamıştım, yani biraz önce evladımın beni dövdüğü yerde” dedi..
Delikanlı ne diyeceğini bilemedi ve şimdi biraz daha bitkin görünen ihtiyarın sakinleşmesini bekledikten sonra, onu arabayla evine bırakmayı teklif etti.
Adam, titrek adımlarla yoluna koyulurken soyle soyleniyordu kendi kendine:
Evim oldukça uzak yavrum. Ama ben yürüyerek gideceğim. Aynen babamı azarladıktan sonra, onun üzüntüsünden yayan döndüğü gibi.

Akif ARIN [Hikayeler Net]

Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu kapının önünde beklerken buldu.
Cocuk babasına ” Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun? ” diye sordu…
Zaten yorgun gelen adam, ” Bu senin işin değil ” diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk, ” Babacım lütfen, bilmek istiyorum. ” diye üsteledi.
Adam, ” İlla da bilmek istiyorsan 20 milyon” diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk, ” Peki bana 10 milyon borç verir misin? ” diye sordu.
Adam iyice sinirlenip, ” Benim, senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi derhal odana git ve kapını kapat. ” dedi.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
Adam sinirli sinirli, ” Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder? ” diye düşündü.
Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, ” Belki  de gerçekten lazımdı. “…
Yukarı çocuğun odasına çıktı ve kapıyı açtı…
Yatağında olan çocuğa, ” Uyuyor musun? ” diye sordu.
Çocuk ” Hayır. ” diye cevap verdi.
Adam “Al bakalım istediğin 10 milyon, az önce sana sert davrandığım için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim. ” dedi…
Çocuk ” Teşekkürler…” sevinçle haykırdı ve yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.
Bunu gören adam iyice sinirlenerek ” Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?…Benim senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok! ” diye kızdı.
Çocuk ” Evet yeterince yoktu” dedi ve paraları babasına uzatarak;
“İşte sana 20 milyon babacım .. artik bir saatini alabilir miyim?….”

Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür.
“Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş…” diye düşünür ve oğluna seslenir:
-”Getir bakayım şu karneyi!”
-”Al baba…”
Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.
-”Oglum! Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Ne bu notların hali, rezil şey!”
Oglu cevap verir:
-”Baba… O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum…”
Anne-baba, öncelikle çocuklarının gelişim evrelerini iyi bilmeli ve çocuklarının içinde bulunduğu gelişim dönemini tanımalıdır.
Başka bir deyişle,çocuklarını tanıyarak işe başlamalıdır. 
Anne-baba, çocuklarının kendi modelleri olmadığı gibi, kardeşlerinden ve arkadaşlarından farklı, bağımsız, kendine özgü zeka ve kişilik özellikleri olan bir birey olduğu gerçeğinden hareket etmelidirler. 
Anne ve babanın çocuklarına , uygun olan davranışı, ya da neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretebilmeleri için, gerek kendi aralarında gerekse çocuklarına yönelttikleri davranışlarında dengeli, tutarlı ve kararlı olmaları gerekir. 
Anne-babanın güvenli bir çocuğa sahip olabilmeleri için, önce kendilerine, sonra birbirlerine, ardından da çocuklarına güvenmeleri gerekir. 
Anne-baba çocuğundan yaşı ve yeteneklerine uygun isteklerde bulunmalı, çocuğu hayal kırıklığına uğratacak, yaşının üstünde beklentiler içine girmemelidirler. 
Çocuğun ilgi ve yeteneği onun yönlendirilmesinde esas alınmalıdır.
Anne-baba öncelikle çocuğunu bağımsız bir birey olarak kabul eden, ona sevgi ile yaklaşan ve olumlu ilişki kurmaya çalışan kişiler olmalıdırlar. 
Bilinmelidir ki, sevgi temeline dayanan eğitim, sağlam ve başarılı eğitimdir.
Anne-baba, soyut düzeyde uyarı yerine, somut düzeyde eylemi temel almalıdır.
Anne-baba öyle bir ortam hazırlamalıdır ki, çocuk sanki her zaman anne ve babası yanındaymış gibi kendini güvenli ve hiç yanında değilmiş gibi özgür hissetsin.
Böyle bir aile ortamı çocuğun kendine özgü anlayış ve düşüncesini ifade etme olanağı sağlar. 
Buna karşın sağlıksız bir aile, çocuğun nasıl algılaması, düşünmesi ve davranması gerektiğiyle ilgilenir.
Boyle bir aile için,çocukları belirli bir kalıba sokmak, onu bağımsız olarak gelişmesinden daha önemlidir.
Anne-baba, çocuğunun kişiliğine saygı duyan, benlik saygısı üstün kişiler olmalıdır ki, çocuklarının benlik saygısı da üstün olabilsin.
Anne-babalar kendi kendini yönetebilen bireyler yetiştirmek için gerekli psiko-sosyal ortamı hazırlamalıdırlar. 
Bunun için de aşırı koruyucu yaklaşımdan kaçınarak çocuğun kendi kendini yöneten bir birey olmasına fırsat verilmelidirler. 
Kısacası anne-baba, çocuğa sevgi veren, girişim yeteneğini ve özgüvenini kazanabilmesi için onu destekleyen kişiler olmalıdırlar.
Çocuğa yeterli düzeyde desteğin sağlandığı bu ortamda anne-babanın sağladığı disiplin ve eğitimin nitelikleri olumludur.
Çocuğun istemi hiçbir zaman engellenmez.
Aşırı davranışları anlayışla karşılanır ve yumuşak bir biçimde düzeltilir.
Böyle bir esnek ortamda çocuk ,cesaretli ve topluma uyumlu bir insan olarak yetişir.
Yaşamını yapıcı çabalar üstüne kurmayı öğrenir. 
İdeal anne-babayı tanıtmak zor olmakla beraber, başarılı anne-babalar,
çocuğun ihtiyaçlarını sezen,
onlara uygun yanıtlar veren,
aşırı hoşgörülü veya katı olmayıp, çocuğa karşı esnek bir yaklaşım içinde olan ,
davranışlarında belirli bir kararlılık ve devamlılık sağlayan,
karşı çıkmadan önce her zaman çocuğunun isteklerini dinleyen anne-babalardır.
Yine başarılı anne-babalar,
çocuğunun kendi kendisini denetlemesine ortam hazırlayan,
çocuktaki sorumluluk duygusunu geliştiren,
olayların sonuçlarıyla onları baş başa bırakan,
onlara hak ve özgürlüklerinin sınırını öğreten,
çocuklarına korku silahını çevirmeksizin kendi kendilerini disipline eden
ve düşüncelerini özgürce anlatabilen bireyler olarak yetişmelerine imkan hazırlayan kimselerdir. 

Cerrah olarak çalışırken günün birinde yetmişini aşkın bir nine geldi, bel kemiklerinin çok ağrıdığından ve kırılmış olma ihtimalinden şikâyet ediyordu.
Bir süre hastayı kontrol altına alıp tedavi ettikten sonra ara ara filmlerini çekip incelemeye koyuldum.
Ve şaşırtıcı bir süratle iyileşmekte olduğunu gördüm.
Çok geçmeden onun yanına varıp hayret dolu bir şaşkınlıkla, tıp tarihinde eşi görülmemiş bir çabuklukla iyileştiğini kendisine müjde verdim.
Bunun üzerine yaşlı kadın, tekerlekli sandalyeye binerek hareket etme imkânına sahip oldu.
Daha sonraları da koltuk değneğine dayanarak yürümeye basladı.
Mesai arkadaşlarımla birlikte bu harika iyileşme karşısında hastanın taburcu edilebileceği ve hastanede tedavi görmesine lüzum kalmadığına karar verildi.
Hastanedeki rahatlık ve emniyet onu hayata bağlıyor ve yaşama sevinci veriyordu.
Ümitle dopdolu oluşu hastalığın iyileşmesine ve çok kısa zamanda şifa bulmasına sebep oluyordu.
Süratle hastalık ondan kalkmış ve kırılan kemikler birbirine kaynamıştı.
Ertesi sabah pazar günü olduğu için kızı, mutad olarak annesini ziyarete gelmişti.
Öbür güne taburcu edileceğini koltuk değnekleriyle yürüyebildiği kendisine anlatıldı.
Kızı, annesini bir kenara çekerek; kocasıyla karar verdiklerini, kendisini düşkünler yurdundan birisine yatıracaklarını, çünkü kendisine evde bakma imkânına sahip bulunamadıklarını bildirmişti.
Ziyaretçilerin dağılmasından birkaç saat ya geçmiş, ya geçmemişti ki, hemşireler tarafından çabucak çağırıldım.
İhtiyar kadıncağızın çok büyük bir kriz geçirdiğine şahit oldum. Başına vardığımda gördüğüm şey gerçekten dehşet vericiydi.
Kadın son anlarını yaşıyordu.
Anladım ki hasta belindeki kemiklerin kırılmasından değil de, kırılan kalbinin tesirinden yıkılmıştı.
Elden gelen bütün imkânlar kullanıldı, krizin giderilmesi için her türlü çareye başvuruldu: Ama bütün çabalamalar boşa gitmişti. Ne var ki artık aldığı vitaminler, takviye edici ilaçlar onun bir türlü kırılan kalbini tedavi edememişti,
Ne yazık ki şimdi kırılmış olan kalbi, onun kaynamış olan kemiklerine rağmen yaşamasına müsaade etmiyordu.
Ve kadıncağız birkaç saat sonra ruhunu teslim etti.
Bu hazin son evlat sevgisinden mahrum kalan annenin kaderiydi. 
Prof. Dr. Paul Ernest ADOLPHE