YAGMUR’DA OTOSTOP!

Bir gece vakit geceyarisina dogru Alabama otoyolunun kenarinda duran bir zenci kadin gordum.
Bardaktan bosanirca yagan yagmura ragmen, bozulan arabasinin disinda duruyor ve dikkati cekmeye calisiyordu. Gecen her arabaya el salliyordu. Yaninda durdum.
60′li yillarda bir beyazin bir zenciye hem de Alabama’da yardima kalkismasi pek olagan seylerden degildi.
Onu kente kadar goturdum. Bir taksi duragina biraktim.
Ayrilirken ille de adresimi istedi, verdim.
Bir hafta sonra kapim calindi. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi:
“Gecen gece otoyolda bana yardiminiza tesekkur ederim. O korkunc yagmur sadece elbiselerimi degil, ruhumu da sirilsiklam etmisti.
Kendime guvenimi yitirmek uzereydim, siz cika geldiniz. Sizin sayenizde olmekte olan kocamin yataginin bas ucuna zamaninda ulasmayi basardim. Ve kocam biraz sonra son nefesini verdi.
Tanri bana yardim eden sizi ve baskalarina karsilik beklemeksizin yardim eden herkesi kutsasin!..

En iyi dileklerimle,


Bayan Nat King COLE

AGAC DIKEN IHTIYAR

Ağaç dikmekle meşgul yaşlı birisini gören padişah, sormuş.
- ”Büyük bir ihtimalle diktiğin ağaçların meyvesini yiyemeyeceksin ne diye uğraşıyorsun?”
 Onun padisah oldugunu bilmeyen Yaşlı adam;
- ”Oğul” demiş. ”Bizden evvel agac dikenlerin ağaçlarınin meyvelerini biz yedik, bizim diktiklerimizin meyvesini de bizden sonrakiler yesinler” diye uğraşıyorum.”
Bu cevap padişahın çok hoşuna gitmiş ve çıkarıp bir kese altın vermiş. İhtiyar;
- ”Allah’a hamd ederim ki başkalarının diktiği fidanlar seneler sonra meyve verirken benim diktiklerim daha dikerken meyveye durdular.” diyerek cömert yabancıya teşekkür etmiş.
Bu cevap da padişahın hoşuna gitmiş ve çıkarıp yaşlı adama bir kese altın daha vermiş. Aksakallı ihtiyar;
- ”Allah’ıma şükürler olsun ki başkalarının diktiği fidanlar senede bir kez meyve verdiği halde benim diktiklerimi iki defa meyve verdiler.”
Padişah ihtiyarın bu cevabına da hayran kalmış ve çıkardığı bir kese altını verdikten sonra yanındaki zata dönüp “burada daha fazla durmayalım, yoksa bu ihtiyar bizde para bırakmayacak” demis.

YARALI ADAM ve ESI

Olay İngiltere’de geçiyor:
Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış,yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama
‘biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini’ söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış, ‘acelesi olduğunu istemediğini’ söylemiş.
Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
Adamcağız da
‘karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum’ demiş.
‘Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde’ demiş hemşire.
Adam üzgün bir ifade ile ‘ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor’ demiş.
Hemşireler hayretle ‘madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz’ demişler.
Adam buruk bir sesle ‘ama ben onun kim olduğunu biliyorum’ demiş.